Ana Sayfa arrow Önceki Sayılar arrow Ocak 2007 Sayı:2 arrow Komodor'un kaleminden bir anı
Komodor'un kaleminden bir anı
Yazar Atilla ÖZÇELİK   
 1967 yılı paskalyasın da tekneyle Nice den Korsika'daki Monaccia Limanı'na doğru seyir halindeyiz. Monaccia Limanı, Korsika'nın en güneyinde bir balıkçı limanıdır. Yolu henüz yarılamıştık ki fırtına patladı.
Geçen asırda Akdeniz'de olan en büyük fırtınalarından biriydi ve bir çok tekne battı. Lyon Körfezi'nde yarışlar vardı. Marsilya açıklarındaki teknelerde, marinalarda çok büyük zarar oldu.
İki yaşındaki teknemiz Anamur ile denizin ortasında yol alırken karşımıza biran denizaltı zannettiğimiz bir balina çıktı, daldı ve sonrasında fırtına başladı. Son derece şiddetli bir mistraldi. Teknede ben, eşim, iki çocuğum, bir Fransız çift, birde Rıfat diye bir arkadaşımız var.  Telsiz anonslarını dinliyorduk ve yapılan anonslar tüm teknelere kaçmalarını söylüyordu.
Çocukları aşağı indirdik, herkesi lifeline a bağladım, kendimi de bağladım, bir çıktık ağrı dağının tepesi, bir indik Zonguldak madenleri gibi, bir yükseliyor bir alçalıyoruz. Sağ, sol, ön, arka, su altından kaçan dalgalar. Derken gece oldu, Monaccia'nun ışıkları göründü, ama yol bir türlü bitmek bilmiyordu. İçimden gamatayı basıyorum ama moral bozmamak için herkese bir tebessümle bakıyorum.
Sonunda bitmez dediğimiz yol bitti ve biz girdik balıkçı barınağına, bağlandık. Bu kadar  yorucu ve stresli deniz yolculuğundan sonra, yemeği karada yemeye karar verdik…
Yemekten sonra yorgun argın tekneye döndük, yatmak için hazırlanıyoruz, bizim Rıfat,  “Abi ben içerim” dedi. Bende “Git iç biz yatacağız ” dedim, oda bunun üzerine yalnız gitti.
Rıfat gidiyor bir barda oturuyor. Monaccia'nın tepesinde de o zamanlar bir Fransız lejyon kampı var. İzine gelmiş askerlerden biri  bizim Rıfat'ın yanına oturuyor. İkisi de içkilerini içiyor, konuşmaya başlıyorlar ama ikisinin de Fransız'ca sı birbirinden kötü. Laf lafı açıyor ve lejyoner Rıfat'a soruyor, “siz hangi millet den siniz?” Bizimki de “ben Türk'üm'' diyor. Bunun üzerine lejyoner sevinçle “Abi bende Türk'üm” diye bağırıyor. Bunlar sarılıyorlar birbirilerine…
“Akdeniz'de ne yapıyorsunuz,  diye soruyor lejyoner, Rıfat'da “biz Akdeniz de bayrak gezdiriyoruz” diyor. Lejyoner, “Abi ne zamandır bayrağımı görmedim hadi bana bayrağımı göster” diyor ve kalkıp geliyorlar tekneye…
Bende uzanmışım, tam uyuyacağım, birileri dışarıda avaz avaz. Dayanamadım çıktım dışarı “ne yapıyorsunuz diye” bir de baktım lejyoner ve Rıfat hazır ol'a geçmişler, İstiklal marşını söylüyorlar. Lejyoner bayrağı görünce, selamını veriyor ve İstiklal marşına başlıyor.
İstiklal Marşından sonra gelin bakalım tekneye dedim, geldiler, çocuk başladı anlatmaya… “Abi geldim buraya işsiz kaldım, lejyonere aldılar, dört senemi doldurdum” diye saatlerce yakındı vatan hasreti ile.
İşte Türk çocuğunun vatan hasreti ve bayrak sevgisi, bayrağını görünce hazır-ol'a geçmesi, İstiklal marşını söylemesi benim başka bir eşime dostuma yapmayacağım bir şey yapmama sebep oldu. Sancaktan indirdim bayrağı, katladım, verdim. Onun bayrağı bir alışı, düğmelerini açıp kalbinin üstüne bir yerleştirişi vardı, işte orada insan gerçekten duygulanıyor.
Bir Türk'ün yabancı bir memlekette, yabancı bir üniformada dahi olsa bayrağına olan saygısı ve ülkesine olan bağlılığı her zaman her şeyin üzerinde kalıyor…
 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik