|
Türkiye çapında güzel başarılara imza atmaya başlayan sporcularımızın artık dünyaya açılma vakti gelmişti. Bunun için erken olup olmadığı ile ilgili tereddütte olmamıza rağmen en iyi yolun denemek olduğu kararına vardık. Yelken sporunda yarışan bir sporcunun en iyi öğretmeni rakibidir. İtalya'nın Garda gölünde her sene artan bir katılımla gerçekleşen ve dünyanın dört bir yanından gelen yelkencilerle büyük ilgi toplayan Garda Optimist Meeting optimist yarışmalarının bu sene 24 üncüsü yapıldı. İtalya'nın Riva Del Garda kentindeki Fraglia Vella Dela Garda yelken kulübü 21 ülkeden gelen 676 sporculuk dev organizasyona ev sahipliği yaptı. Bu sene o kalabalığın içerisinde Türkiyelerini kulüplerini ve kendilerini en iyi şekilde temsil etmeyi kafalarına koymuş 3 GYK sporcusu olacaktı... Bütün hazırlıklar yapılmıştı, ve 8 Nisan sabahı sabah Halil, Orsa, Levent, Adi ve dümende ben GYK'dan yola çıktık. Çocuklarda bir heyecan ama sabahın körünün getirdiği miskinlik vardı üzerlerinde. Karacasöğüt-İstanbul yolu kamyonet ile uzun bir yol olacaktı. Zaten çocuklarla uzun yolculuk yapmak bambaşka bir şeydir… Yapan bilir, detaya girmeyeceğim ama işte buda o cinsten bir yolculuktu. Hava kapalıydı ve yağış bekliyorduk. Hepimizin çantaları kamyonetin açık kasasında ıslanmayı bekliyordu. Bunun yanı sıra çocukların yelkenleri de bağlı ancak kasadan dışarı sarkan ve beni son derece huzursuz eden bir şekilde duruyordu. Yolculuk sessiz başladı çünkü Adi ve çocuklar uyudu, bende bu sessizliği bir daha yakalayabileceğimden şüpheli bir şekilde tadını çıkarmaya çalışıyordum. Yağışa yakalandığımızda 2-3 saat yol alabilmiştik ve korktuğumuz başımıza geldi. Çantaların üstü naylon örtülüydü ama ıslanıyorlar mıydı yoksa örtüler çantaları kuru tutmaya yetiyor muydu? İstanbul'a vardığımızda öğrendik ki yetmiyormuş ve yolda 3-4 kere durarak ayarlamalar ve takviyeler yapmamıza rağmen çantalar ve eşyalarımızın bazıları ıslanmıştı… Yolculuğun geri kalanı yağmurda geçti ve zamanla çocukların üzerindeki miskinlik yerini muzurluğa bıraktıkça Adi'yle ikimizin dertleri yağmurun çok ötesine geçti. Artık bir yandan yol almaya, bir yandan da arabanın arkasında azan 3 maymunu kontrol atlında tutmaya çalışıyorduk. Tahmin edeceğiniz gibi Adi ile kendim için uzun ve yorucu bir yolculuk oldu, İstanbul'a vardığıma da hiç bu kadar sevinmemiştim. Yolculuğumuzun 2. ayağı ertesi sabah başlayacaktı ve oda uzun olacaktı bu yüzden mümkün olduğunca dinlenmeye ve ıslanan kıyafetlerimizi kurutmaya yoğunlaştık. 9 Nisan Pazar İstanbul Atatürk havalimanından Alitalia uçağıyla Milano'daki Malpensa havalimanına inip oradan trenle Roveretto ve otobüsle de Riva Del Gardaya geçecektik. 3 farklı vasıta, trende 1 değişiklik ve zamanlaması çok güzel planlanmış bir yolculuk vardı önümüzde. Adi sırf bu yolculuk için yanında koca bir dosya taşıyordu. Tren saatleri, otobüs saatleri, bilet fiyatları ertesi günün tren, otobüs saatleri ve akıla gelebilecek her türlü yolculuk ile alakalı bilgi. Yani kısacası yola hazırdık. Her şey yolunda gidiyordu, check-in yaptık, gümrükten de geçtik ancak uçağa bineceğimiz kapıda beklerken Havaalanı anonsu felaket habercisi gibi geldi… Uçağımız rötar yapacaktı. Rötarın saatine bağlantılı olarak yolculuğumuzun diğer etapları da tehlikeye düşüyordu. Elimizden gelen bir şey yoktu ancak Alitalia yetkililerine bu gecikmeleri yüzünden bütün seyahat organizasyonumuzun suya düştüğünü ve geceyi geçirecek bir otel ayarlamaları gerekeceğini bildirdik. İtalya'da bu sorunla ilgilenecek bir ekibin bulunacağını bize söylediler bizde ertesi günü beklemek yerine gecikmeli uçağa binmeye karar verdik. Bu Halil'in ilk uçuşu olacaktı ve oldukça heyecanlıydı. Malpensa'ya indiğimizde havalimanı bomboştu. Pazar akşamıydı ve değil gecikme ile ilgili bize yardımcı olacak birisini bulmak, açık kontuar zor bulduk. Alitalia'nın hiçbir yetkilisi yoktu Milano Malpensa havaalanında ve bize hiçbir yardımda bulunmadılar. Herkesin 2şer valizi, yelkenler ve çocuklar öyle kalakaldık havaalanında. Kendimize yemek yiyecek bir yer bulduk ve yemek yerken Adi'nin meşhur seyahat dosyasının yardımıyla bir sonraki adımımızı planladık. Binebileceğimiz ilk tren saat gece yarısı saat 22:00 sularındaydı ve Verona isminde bir garda 4 saat boyunca 2. trenimizi beklememiz gerekecekti. Çok endişelenmemiştik, Oturup bir yerde bir şeyler içerdik, kitap okurduk belki. Verona garına 24:30 de vardık ve bir sonraki trenimiz 04:00 daydı. Platformdan gar binasına doğru yürürken attığımız her adım yüzümüzdeki yorgunluğa daha fazlası ekleniyordu. Gar binasına vardığımızda hayretler içerisinde kaldık ve kendimizi sanki evsizlerin sığınağında bulduk. Yere battaniyesini seren yatıp uyumuş Gar binasında her yer zincirliydi, çıkıp baktım, gara yakın açık başka hiçbir yer yoktu, yani iki seçeneğimiz vardı ve biz platformumuzu bulup oradaki vaziyete bakmaya karar verdik. O kafayla birde bagaj arabası bulmayı akıl ettim, 3 arabayla biraz olsun rahatlamıştık ancak platforma vardığımızda pek bir fark olmadığını gördük… kapalı bir kabin vardı ama oda yatakhane halini almıştı. Baktık olmayacak malımızı mülkümüzü bir bankın üstüne yığdık ve beklemeye koyulduk. Platform açıktı ama neyse ki hava açıktı ve çok soğuk değildi. Bir yağmur eksikti, işte o zaman tam perişan olurduk. Bekledikçe durulduk, nefes almaya başladık ve acıktığımız ve susadığımız gibi anın heyecanında fark etmediğimiz şeyler bizi rahatsız etmeye başladı. Platformda tek yiyecek imkanımız ters uçlarda bulunan, içine para atılıp cips, çikolata ve benzeri abur cuburlar alınan makinelerden vardı. 5 aç insan, sınırlı bozuk para ve alınmaya değeceği tartışmalı bir avuç abur cubur. Herkes gönlünü tatmin edecek bir şeyler aldı ancak vakit bir türlü geçmiyordu. Can sıkıntısı arttıkça delilikler başladı ve bir baktım 8 numaralı peron Park Verona formula 1 pistine dönmüş, çocuklar platform boyunca bagaj arabalarını yarıştırıyordu. Sonra Adi can sıkıntısından arabalardan birine binme gafletinde bulundu ki o andan itibaren oyun yepyeni bir boyut kazandı. Bende dayanamayıp eğlenceye katıldım ve peron boyu birbirimizi itmeye, yarışmaya , kazalar sahnelemeye başladık. Delilik diz boyu… eeee can sıkıntısı, naparsın!!! Eğlence sürdükçe Adiyle ikimizi yorgunluk bastırdı nede önceki gün saatlerce araba kullanmanın yorgunluğu ve yolculuk planlarının mahvolmasının getirdiği stres ve perişanlık sonunda etkisini gösteriyordu. Nöbetleşe biraz uyumaya çalıştık ama çocukların motor seslerinden ve “acaba saat kaç oldu” sorusunun etkisi olan sürekli bir saate bakma güdüsü yüzünden pek mümkün olmadı. Muzurluk, eğlence ve uyku iyi bir karışım değilmiş demek ki. Bu 4 deli dolu saat, benim bugün e kadar bir tren istasyonunda geçirdiğim en eğlenceli süreydi. Bineceğimiz tren perona yanaştığında kalkmasına hala bir hayli vakit vardı ancak bir önceki trenden, herkesin 2şer valizini ve yelken tüplerini kafa hizasındaki raflara kaldırmak bana düşecekti. Bunu da 3. kez yapacağım için gözümde büyüdü, milleti topladım ve trende beklemeye koyulduk. Sonunda tren kalktı ve yolumuza devam edebildik. 2 saatlik bir yolculuk olacaktı ve çok yorgunduk, çocuklar anında uyuya kaldı ancak Adi'yle ikimizi bu sefer istasyonu kaçırma korkusu sarmıştı ve gene uyuyamadık. Sallantılı ve gürültülü bir tren yolculuğundan sonra saat 06:00 da kendimizi Roveretto tren istasyonunun önünde otobüs beklerken bulduk. Artık yolculuğumuzun son ayağına gelmiştik. Sonra otelimize varacaktı ve bu işkence sona erecekti. Yarım saat bir bekleyişten sonra tıka basa dolu bir otobüs umduğumuz yerde durdu. Şoför bir hayli şaşırmışa benziyordu, böyle bir manzara beklemiyor olması normaldi herhalde. Suratları yorgunluktan kireç gibi olmuş, gözler şiş 5 çocuk, 2 yetişkin, 10 valiz ve yelken tüpü. Neyse ki kaçmadı adamcağız, valizleri, tüpü alt bagaja yerleştirdik ve belli ki bu otobüse her sabah binip monoton bir şekilde işe giden ve her sabah aynı yere oturan insanların arasına karıştık. Yarım yamalak İngilizce'si olan şoföre otelimizin ismini hafif İtalyan şiveli olaraktan okuduk, kafasını salladı, anladığını ve bizi oraya yakın indireceğini belirtti. İyikide yakın indirdi!!! Yürümemiz gereken son 200m bize Everest'in tepesine çıkmak gibi geliyordu, o kadar yorulmuştuk, valizlerimin yanı sıra sırtımda tüpte vardı, hiç mutlu değildim… Otelimize geldiğimizde saat 08:30 u bulmuştu ve otelin lobisini bulamadık. Her yer kapalıydı kimsecikler yoktu. Garip bir düzeni vardı otelin. Sokağa bakan yüzü bir pizzacıydı. Arka tarafının da otel girişine benzer bir yanı yoktu. Neyse ki Adi kapıyı andıran bir şey buldu ve onu çaldı. İşte hiçbir şeyin yolunda gitmediği bu yolculuk bu andan sonra yoluna girdi. Otelci bize anahtarımızı verdi ve odamızı gösterdi. Burada bir karışıklık çıkmadı artık. Evet artık odamızdaydık. Çocukları hemen yatırıp Adi'yle plan yaptık. Pazarlıklar sonunda onu 10:00 yerine 10:30 da kalkmaya ikna ettim, 2 saatlik bir uyku bekliyordu bizi ve bir saniyesini bile kaçırmak istemiyorduk. Hemen yattık. Bu etapta hesap yaparsak kulübümüzden ayrılalı tam 48 saat geçmişti ve bunun sadece 8 saatinde uyuyabilmiştik Saat 10:30 da Otelden çıktık ve gölün bulunduğuna inandığımız yöne doğru yürümeye başladık. Fraglia della Vela Riva yelken kulübüne gitmemiz gerekiyordu ama yerini tam olarak bilmiyorduk göl kıyısına çıkıp oradan yolumuzu bulacaktık. Zor da olmadı. Göl kıyısına vardığımızda harika bir manzarayla karşılaştık. Bu gölde senenin 365 günü yelken yapılıyordu. Biraz ötede sahilde bir yelken yumağının ortasında eski ama görkemli bir bina gördük. Kulübü bulmuştuk. 5-6 dakika sürdü yürümemiz ve yaklaştıkça etraftaki yelken ve çocuk sayısı artıyordu. Kulüp koca bir dağın dibinde 1928 senesinde kurulmuş ve neredeyse 80 senedir aynı bina yelken sporuna ve Garda halkının yelkencilerine hizmet ediyor. Tabi biz o an binanın mimari tarihiyle değil, bir an önce işlerimizi halledip yatağımıza dönmekle ilgileniyorduk ama yinede durup bakmaya değer güzellikte ve önemdeydi. Yarışa kaydımızı yaptırdık, botumuzu ve teknelerimizi o gün teslim aldık. Otele dönerken çocukların kahvaltısı için biraz alışveriş yaptık. Kaldığımız otel apart cinsindeydi, mutfağı ve temel mutfak gereçleri vardı. Akşam yemeklerimizi otelin pizza lokantasında yiyecektik ama kahvaltı ve öğlen kumanyası bize düşüyordu. Sabahları karnımızı doyuruyorduk ve o gün gölde yarış arasında yemek için kendimize kumanya hazırlıyorduk. Orada kaldığımız süre boyunca 5-6 kere alışverişe gitmemiz gerekti bu yüzden buda ekstra hamaliye ve ekstra yorgunluk demek oluyordu. Bundan sonraki iki gün çocuklar gölde antrenman yaparak oranın havasına ve daha da önemlisi tatlı suda tekne kullanmaya alışmaya çalıştılar. Levent 2005'de Optimist dünya şampiyonasında gölde yarışmıştı bu yüzden alışması uzun sürmedi ancak Orsa ve Halil biraz bocaladılar. Antrenman esnasında gölde daha evvel karşılaşmadıkları tekneler gördüler ve Polonyalı bir takım ile antrenman yarışı yapma fırsatı buldular. Antrenman sonrasında otelde yaptığımız toplantılarda normalden daha hareketli geçiyordu. Yeni bir platformda yarışıyordu artık çocuklar, bazı yeniliklerle karşılaşıyorlardı. Çok heyecanlıydılar ve çok soru soruyorlardı. 12'si akşamı antrenmandan sonra yarışın açılış seremonisi ve ülkelerin yürüyüşü vardı. Levent katılmıştı böyle bir seremoniye ama Orsa'yla Halil için yeni bir tecrübeydi. Türk bayrağını diğer 21 ülke ile beraber Garda'nın şirin sokaklarında gezdirdik. Bütün Garda'yı dolaştık ve belediye meydanında toplandık. Belediye başkanı ve kulüp başkanı gelen misafirlere seslendiler ve bu şekilde 24. Lake Garda Optimist Meeting başlamış oldu. İlk yarış ertesi gün olacaktı, zor olacaktı bu yüzden otelimizde kendimizi İtalyan televizyonuna ve dinlenmeye verdik. Akşam yemeklerimiz için daha öncede bahsettiğim gibi otelin pizza lokantasına iniyorduk. Her akşam bizi zor bir karar bekliyordu; “Acaba bu akşam pizza mı yesek yoksa pizza mı yesek?” Göründüğünden çok daha zor bir karar çünkü gerçek soru “ne” yemek değil “neli” yemek oluyordu. Menüler İtalyanca, garsonlar İngilizce konuşmuyor ve bütün pizzalar birbirine benziyor yani yan masaya bakıp “bende bundan istiyorum” demek gibi bir şansımız yoktu. Şansımız olan bir konu vardı ama! Adi Türkiye'ye gelmeden önce Bulgaristan'dan İtalyan bir pizzacıda çalışmıştı ve pizzaların İtalyanca isimlerini az çok biliyordu bu sayede herkes aşağı yukarı istediğini yiyebiliyordu. Her akşam yeni bir seçim, her akşam aynı problem, zaten 3. geceden sonrada herkese pizzadan gına geldi. Yarış sabahı gelip çatmıştı ama gıdım rüzgar yoktu. Çocukları botla parkurun kurulduğu yere kadar çektik. Parkur enteresan bir düzenle kurulmuştu. Start hattının 100 metre rüzgar altında Pre-Start adı verilen bir bölge vardı onun bir 50 m daha aşağısında da bekleme bölgesi vardı. 676 kişilik devasa katılımı 8 guruba bölmüşlerdi ve 2 gurubu birleştirerek start veriyorlardı. Sırada yarışı olan sporcu gurubu bekleme bölgesinden Pre-Start bölgesine geçerek Pre-Start hattında gerçek startmış gibi beklemeye ve yer tutmaya başlıyorlardı. Bir işaretle tekneler Pre-starttan start hattına doğru yola çıkıyorlar. Bu işaretin hemen ardından start hazırlıkları başlıyor ve mesafe öyle güzel ayarlanmış ki Pre-starttan ön sıralarda çıkan teknelerin start hattına varmasına birkaç metre kala Start işareti veriliyordu. Böylece birlikte çıkması gereken 170 tekne startta birbirine girmiyordu ve fodepar*¹ ihtimalini sıfıra iniyordu. Ancak bunun birde kötü tarafı vardı… Pre-starttan iyi çıkamayan tekneler starta yetişemiyor ve herkesin arkasında başlıyordu. Bizimkiler bunu zor yoldan öğrendiler ve bu ilk yarış sonuçlarına yansıdı, Halil 107, Levent 89 Orsa da 100. bitirdi Çocuklar ilk defa bu kadar kalabalık bir start hattıyla karşılaşmışlardı ve ilk defa bir yarışı bu kadar kötü durumda bitiriyorlardı. 2. yarışta biraz toparlandılar. Pre-startın önemini fark edip buna göre taktik yaptılar. Burada işlerin Türkiye'deki yarışlar kadar kolay olmadığını fark ettiler. 2. yarış sonuçları daha iyiydi. Levent 11. Halil 60. Orsa da 57. oldu. Birinci yarıştan sonra bu sonuçlar güzeldi ve artık jetonlar düşmüştü. Çocuklar taktiklerini çözdüler ve uygulamaya başladılar.  Bunun ispatı da 3. yarışta geldi. Halil süper bir startın ardından harfi harfine uyguladığı yarış taktiğiyle bütün yarışı güzel bir farkla önde götürdü ve birinci bitirdi. Biz bot ile uzaktan yarışı izliyorduk ve dürbünle kendi çocuklarımızı ararken Halil'i bulamadık. Hep ortalara ve arkalara bakıyorduk, önlere bakmak aklımıza bile gelmedi. Sonra önden güzel güzel giden bir tekne gördük. Bunun Halil olduğunu fark ettiğimizde iyiden iyiye afalladık. Bu işe Halil bile şaşırmıştı. Levent bu yarışta 84. Orsada 74. oldu. O gün sadece 3 yarış yapıldı ve akşam toplantıda çocuklara çok güzel bir ders verebildik. “Halil'in de bugün ispatladığı gibi sizin bu diğer yelkencilerden bir eksiğiniz yok. Sizde bu yarışı alabilirsiniz sadece onlar gibi çok çalışmanız lazım.” Bu ders ile birlikte aslında biz Garda'daki işimizi bitirmiş, çocuklara anlatmak istediğimizi anlatmıştık. Bundan sonrası tecrübeydi. Çokta güzel bir tecrübeydi. Çocukların dereceleri birkaç şanssızlık haricinde bir yere kadar istikrarlı ve umut vericiydi Halil Genelde 676 teknenin arasında Halil 63. Levent'de 66. olarak ilk %10 un arasına girdiler Orsa ise 118. olarak ilk %35'e girdi. İlk defa yurtdışına çıkan Halil için çok güzel bir yarış oldu. Onun kendine olan güvenini ve yelken hayatını olumlu yönde etkiledi. Adi, ben ve çocuklar için genel olarak yorucu ama çok güzel ve keyifli bir tecrübe olmuştu. 21 ülkenin arasında çocukların denizde doğayla çarpışmalarını, kendileriyle ve birbirileriyle mücadeleye girmelerini ve karşılığında bir şeyler kazanarak mücadeleden çıkmalarını izlemek gerçekten sözle anlatılır bir duygu değil. Müsabakaya katılan devletler: İtalya, Polonya, Danimarka, Almanya, İngiltere, Bulgaristan, İsrail, Katar, Tunus, Macaristan, Rusya, Latviya, Finlandiya, İsviçre, İsveç, Yunanistan, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, Norveç, Çek Cumhuriyeti ve Türkiye. Yarışı İtalyanlar aldı, buna da pek şaşmamak lazım, hem çok iyi yelkenciler hem de Yarış alanına en alışık sporculardı onlar. Ödül töreni çok keyifliydi. Yarışın birincisine Optimist hediye edildi. En başarılı sporculara verilenler haricinde yarış organizasyonu yelken numaralarını kura haline getirerek ödüller dağıttı, bizden piyango Orsa'yı vurdu böylece tamamen elimiz boş dönmemiş olduk. Gerçi orada kazandıklarımızın, yaşadıklarımızın haddi hesabı yok ama yinede ödül almak güzeldi. Otelimizde bir gece daha kaldık ve ertesi gün saat 13:30 da geldiğimiz yoldan dönmeye başladık. Uçaktaki sandviçler haricinde olaysız ve aksiliksiz bir yolculuktu ve saat 00:55 de uçağımız İstanbul'a indi. 9 gün, 9 yarış ve yorucu bir yolculuk sonrası 3 sporcumuz daha tecrübeli birer Milli Sporcu olarak Türkiye'ye döndüler. Kendilerine güvenleri yenilenmiş, diğer ülkelerin yelkencilerinden bir eksiklerinin olmadığının farkında ve ülkelerini yurtdışında temsil etmiş olmanın getirdiği gururla…
 *¹ Erken start yapmak *² Startta erken çıkarak kara bayrak diskalifiyesi olmak *³ Diskalifiye olmak. |