Ana Sayfa arrow Önceki Sayılar arrow Ocak 2007 Sayı:2 arrow Siyasetten Spora İsmet Sezgin
Siyasetten Spora İsmet Sezgin
Yazar Derin KARAMANOĞLU   

 


 

Biraz kendinizden bahseder misiniz.
Kendim den bahsetmek için buraya 2-3 sayfa yazı yazmanız gerekir o yüzden kendimi; bütün yaşamı devlete, ülkeye, siyasete, hizmetle geçen bir eski politika ve devlet adamı, uzun yıllar parlamentoda görev yapmış, meclis başkanlığına kadar gelmiş ve çeşitli kabinelerde de çeşitli görevler almış, bugün aktif siyaseti bırakan, şiirle, sanatla, edebiyatla meşgul olan bir insan olarak tanımlıyorum.

Spor hayatınıza hangi branşa ve ne zaman başladınız?
Spor hayatıma atletizm ile başladım. Daha çocuk denecek yaşta hem futbolu hem atletizmi takip ediyordum. Her gün sahaya gidiyorduk, atletler vardı, bu eski milli atletler vardı Aydın'da. Onların arkasından sahada onlar ne kadar koşuyorsa bende o kadar koşuyordum, beni görüyorlardı işte bu kadar, onlar kadar bende koşuyordum, “Yahu şu çocukla ilgilenin” diyorlardı. Sonra ortaokulda bir antrenör geldi Mustafa İlber diye ve ondan daha sonra Ziya Özçam diye bir antrenör geldi, onlar benim dayanıklı olduğumu, birazda süratim olduğunu görünce “Sen 400m koşacaksın” dediler bende 400m koşmağa başladım. Lisede de hentbol oynadım. Ancak üniversiteye girince talebe birliklerinde çalışmağa başladığım anda, maalesef 18 yaşında atletizmi bırakmak zorunda kaldım ama her zaman gene atletizm sevdalısı oldum. Memuriyete başladığım zamanlarda da Denizli'de atletizm ajanlığı yaptım, futbol ajanlığı yaptım ve atletizm ile ilgimi hiçbir zaman kesmedim.

 Denizcilik ile ilk ne zaman ve nerede tanıştınız?
Ben maalesef denizle çok geç tanışan bahtsız insanların bir tanesiyim. Aydın'da doğdum yani denizi 11-12 yaşında gördüm.  Denizin büyüklüğünü hikâyelerde, kitaplarda okuyorduk ama kendim denizi görünce karşısından hiç ayrılamadım, yani âdeta saatlerce seyrettim denizi. Kaldığımız evden de deniz görünüyordu, hep o denizi seyrediyordum İzmir'e gittiğimizde. Ondan sonrada denizle neden bu kadar ilgilenilmiyor, 3 tarafı denizlerle kaplı ülkede insanlar neden denize girmiyor, deniz sporlarıyla meşgul oluyor, yani atalarımız Barbaros'lar, Turgut Reis'ler dünyayı dolaşmışlar, bütün Akdeniz'e hakim olmuşlarken neden biz bir kadırgayla bile bir yerlere gidemiyoruz diye hayıflanıyordum. Aydın'da, Kuşadası ilçemizde 1950'lerde denize girenler çok azdı, âdeta denize girmek kadınlar için bir cesaret meselesiydi. O nedenle de Kuşadası'nda “Kadınlar Denizi” adlandırılan bir yer vardır, bütün kadınlar oradan denize girerlerdi, tabi elbiselerle girerlerdi. Ondan sonra devlette görev almaya başladığım zamanlarda denizciliğin öneminin her vesile ile daha çok artarak devam ettiğini gördüm,  eğitimimizin de, bilgimizin de ve denizciliğimizin gelişmesi için 1961de milletvekili olduğum andan 2002'de politikayı bıraktığım ana kadar yani Gençlik ve Spor Bakanlığında, bütün diğer bakanlıklar da, maliye bakanlığında, içişleri bakanlığında, milli savunma bakanlığında hep deniz ile ilgili çalışmaların başlaması, ilerlemesi için elimizden gelen gayreti gösterdik.

    Şu anda Gençlik ve Spor Bakanlığı olmayan bir ülkede eski Gençlik ve Spor Bakanı olmanın getirdiği farklı bakış açıları nelerdir ?
Güzel bir soru sormuşsunuz… Gençlik ve Spor meselelerinin, sorunlarının, problemlerinin, çözümünün ülkenin en yüksek  icra organı olan bakanlar kurulunda ele alınması, konuşulması, kararlaştırılması, gerçekten Türk gençliğinin ve Türk sporunun, sorunlarının çözümünde çok önemli  rol oynamıştır. Yani devlet spora büyük bir ciddiyet vermiştir ve kabinesine bir spor bakanı eklemiştir ve aynı zamanda gençlik bakanlığı da yapıyordu, bu Türk sporu için çok önemli. Nitekim bu Gençlik ve Spor Bakanlığı kurulduktan sonra Türkiye'de sadece futboldan ibaret olan spor, bütün spor dallarına yayılmış, izciliğin geliştirilmesi sağlanmış, boş zamanlarının değerlendirilmesi için, Fransa'da, İngiltere'de, “Recreation” adı verilen olayların gerçekleşmesi sağlanmış, ve spor ilkokullardan başlayarak, liselere, üniversitelere kadar yayılmak sureti ile herkes için spor haline gelmiştir. Maalesef bizden sonra bunun önemini pek idrak etmediler ve spor tekrar gayrı ciddi haline geri döndü. 1969 senesinde, okul içi spor yurtlarına ayrılan para 25.000 lira iken 1970 senesinde 1.000.000 liraya çıktı ki bu çok büyük bir rakamdı. Bu devletin bu konulara ne kadar eğildiğini göstermesi bakımından ayrıca önemlidir. Bugün böyle bir bakanlığın olamaması gerçekten üzüntü verici bir olaydır. Hükümetlerin, iktidarların Türk sporuna verdiği, Türk gençliğine verdiği önemi de açıklar bir bakıma. Farklı bakış açısı yoktur… Bakış açıları yok ki! Onlar sadece rutini düzeltmek için, rutini yönetmek için gayret içerisinde olmuşlardır.

Optimistin Türkiye'deki gelişiminden haberdar olduğunuzu biliyorum. Bu gelişimdeki rolünüz nedir?
Ben Gençlik ve Spor Bakanlığı'nda iken 4 tarafı denizlerle çevrili olan ve Ayvalık'tan Kaş'a kadar olan bütün o sahillerdeki çocukların deniz ile tanışmaları, deniz ile sevişmeleri ve denizi sevmeleri için bir Optimist planlaması yaptık  ve Optimist tekneleri yaptırdık ve bunları da Bursa'dan tutup Marmaris'e kadar Bodrum'a kadar, Mersin'e kadar kıyısı olan illerimize gönderdik. Bunun faydası olduğunu sanıyorum. Nitekim orada sadece deniz ile değil, gençlerimizin, çocuklarımızın basketbol ile de ilgilenmelerini sağlamak üzere mini basketler  yaptık, mini basket kitapları çıkardık, pilot okullar seçtik, o pilot okullarda mini basket çalışmaları yürüttük. Nitekim bu mini basket çalışmaları içinde bulunan çocuklar 10 sene sonra veya 8 sene sonra Türk basketbol Milli takımını teşkil ettiler ki bu ne derece yararlı olduğunu gösteriyor. Eskiden biliyorsunuz çok tekne yapılmıyordu. Eskiden sadece birkaç çeşit tekne vardı bizim bildiğimiz onlarla yarış yapılabiliyordu sadece. Yani onlarda pek yayılmamıştı, belirli bir küme yapabiliyordu onu. Yani tabirimi mağzur görün ama mutlu bir azınlık yapabiliyordu sadece. Herkes yapamıyordu onu. Fakat bugün sizin kulübünüzde gördüğüm o Karacasöğüt köyünün çocukları mükemmel optimist kullanıyorlar, mükemmel denizci olmuşlar.Yurt dışına gidiyorlar, müsabakalara gidiyorlar. Bu çok enteresan bir şeydir, yani Türk halkının denizle tekrar barışmasıdır, Türk halkının denizle tekrar sevişmesidir, Türk halkının denizle tekrar iç içe girmesidir. Bunun da fevkalade önemli olduğunu görüyorum ve diğer konularda da devam etmesi gerektiğine inanıyorum.

Kulübümüz ile ilgili düşünceleriniz, gördüğünüz eksiklikler veya yorumlarınız nelerdir?
Karamanoğlu ailesini annesiyle, babasıyla, çocuklarıyla yürekten kutluyorum. Bu kadar denizi seven, bu kadar denizle özdeşleşen, denizle bütünleşen, ve bu nedenlerle her türlü tehlikeyi göze alarak çok güç ortam ve koşullarda çok küçük iki çocuğuyla ve hanımıyla dünyayı dolaşan bir zihniyet, bir fikir, bir düşünce, bir kişi, elbetteki denizle sadece kendisinin, ailesinin meşgul olması değil bütün çevresinin de meşgul olmasını istemesi denize olan sevgisinden, ona olan tutkusundan kaynaklanıyor ve Karamanoğlu'lar fevkalade bir kulüp kurmuşlar, hatta pek az kişinin yapabileceği gibi bir küçük koyda ümitlerini, hayallerini gerçekleştirmek için burada çok büyük özverilerle bir tesis kurmaları sonra bir kulüp kurmaları o kulüpte de pek çok köylü çocuklarını, bırakın spor yapmayı, okula bile zor gidecek olan köylü çocukları hem okutup hem de orda  spor yaptırmaları, mükemmel bir optimistçi, bir yelkenci yapmaları her türlü övgünün üzerindedir. Her yıl dönem dönem yaptıkları yaz kurslarındaki çocukların gözlerindeki sevinci, deniz sevgisini gördüm ve fevkalade güzel bir şeydi. Bu fikri aşılamak, bu sevgiyi aşılamak, deniz sporlarına karşı olan ilgiyi arttırmak için gösterdikleri gayreti yürekten alkışlıyorum. Bu konudaki başarılarınızın da devamını diliyorum.
Kulüp ile ilgili hiçbir eksiğin olduğunu sanmıyorum, çok iyi niyetle, çok amatörce kendinizden, aile içerisinden fedakarlık yaparak kulübü devam ettirmeniz, hem örnek hem öğretici olmuştur, inşallah sizin durumunuzda olan birçok kişide bu örnek ile harekete geçer.

    Okurlarımıza o güzel şiirlerinizden birini armağan etmek ister misiniz?
    Memnuniyetle. Şiirimin adı Büyü.
Büyü mü kapladı evreni nedir
Nedir Allahım bu gökyüzü
Pul pul, ışıl ışıl, mavi mavi
Nedir Allahım bu toprak
Bire bin veren bereketli
Nedir Allahım bu su
Gürül gürül akan, tertemiz
Nedir Allahım bu ateş
Nar gibi
Yakmıyor insanın elini
Nedir bu insanlar Allahım
Cıvıl cıvıl sokaklarda
Gözbebekleriyle gülen, pırıl pırıl
Ana, baba, oğul, kardeş, dost, sevgili !
Nedir bu dünya Allahım !
Öfkeden, kinden, kavgadan uzak
Dertsiz, tasasız, korkusuz bir yaşam
Dostluk, kardeşlik, barış, özgürlük el ele
Akın akın gidiyor insanlar
İyiye, güzele, sevgiye

Okurlarımıza iletmek istediğiniz başka bir mesaj var mı?
Denizi seviniz. Suyu seviniz. Denizi kirletmeyiniz, deniz hepimizin. Deniz dedelerimizin mirası değil, torunlarımızın emanetidir. Çevrede aynı şekilde. Herkesi denizle barıştırın, deniz bir şifa kaynağıdır, denizi sevin, denizle barışın, denizleri koruyun ve çocuklarınızı  deniz sporlarıyla meşgul ettirin.

 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik