|
Deriska'nın beş sene süren dünya turu seyir defterinde günü gününe tutulmuştur. Bu yazı rastgele alınmış bir bölümdür. Darwin'e giderken yaşadığımız dehşet verici bir olayın günlüğüdür. 8.7.1992 Portland Road demir yerinden 09.00'da demir alıp, Fobes adalarına doğru yelken bastık. 20 mil kuzeye çıkıp sancağımızda kalan Gallon Reef'ini dönerek, Great Barrier Reef'in sörveyi yapılmamış bölgesinde kalan Fobes adalarına doğru tekrar güneye yönelince, 30 mil rüzgâr tam kafadan gelmeye başladı.
Bu gibi durumlarda güçlü bir motorun değerini insan daha iyi anlıyor. Haritası olmayan Reefler arasında tramola atarak yukarı çıkmak ve direkten gözcülük yapmak, ancak bu suları avucunun içi gibi bilenlerin harcı. 8 mil motor gücüyle gidip, Fobes adasının kuytusuna, 9 m. kuma 14.15'de demirledik. 2 adadan oluşan Fobes adaları suların çekildiği zaman birleşiyor, aralarında nefis bir kumsal oluşuyor. Adalarda tabiî olarak büyümüş Hindistan cevizi ağaçları, bize Pasifik adalarını hatırlattı. Avustralya'da Hindistan cevizi ağaçlan belirli yerlerde yetiştirilen ormanlar haricinde nedense pek yok. Herhalde zaman zaman kara ikliminin etkisinde kaldığından ve yeterince tropikal olmamasından dolayı. Karaya çıkıp, etrafı keşfe koyulduk. "Termite" denilen, ağaç yiyen, çok iri, karıncaya benzeyen böceklerin yaptıkları kulelerin şimdiye kadar gördüklerimiz içinde en büyüğünü burada bulduk. 3 m.ye yaklaşan "Termite Nest" kuleleri, yılların çalışmasıyla kum, ağaç çöpleri ve tükürükle yapılıyor. Beton kadar da sağlam, çimentonun dozunu tam uyguluyor olmalılar! Ertesi gün suların çekildiği saatlerde, iki ada arasındaki kum, Mangrove ve mercan alanını keşfe çıktık. Elimizde kova deniz kabuğu toplarken, Mangrove ağaçları arasında kuma gömülü, sadece kıskacının ucu dışarıda kalmış, Mud Crab veya Mangrove Crab denilen, çok iri bir yengeci son anda fark edip, deniz kabuğu diye elimi sokmaktan vazgeçtim. Çok lezzetli olduğu söylenen bu yengeçlerle daha önce tanışmıştık. Tuttuğunu bırakmayan kıskaçlarının arasına soktuğunuz herhangi bir-şeyi, bir dal parçasını çekince, onunla birlikte geliyor. Tesadüfen birkaç gün önce televizyonda Mud Crab (Çamur yengeci) bağlama yarışması seyretmiştim. Elini kaptırmadan, en kısa sürede yengeci bağlayan ödüllendiriliyordu. Elimdeki kovanın ipini çözüp, yengeci televizyonda gördüğüm gibi bir güzel bağladım Bir taraftan da Vanuatu'da. bağladığım Hindistan cevizi yengeçlerini düşündükçe, gülmekten kendimi alamıyorum. 5 yengeç iplerini çözüp gezmeye çıkınca gece yarısı elde fener, Deriska'nın güvertesinde bizi koşturmuşlardı. Neyse bunu akşam yemeğinde mideye indireceğiz. Çocuklar yengece hemen isim taktılar (Muddy). Deriska'ya döndüğümüzde Muddy'nin bir kıskacının gövdesine bağlandığı yerden kopmuş olduğunu gördük. Herhalde hayvancağızı bağlarken fazla hırpaladım, diye düşünmüştüm. Sonradan kitap karıştırıp okuyunca, bunların kendilerini kurtarmak için kıskaçlarını koparıp, bıraktıklarını öğrendim. Yerine yenisi çıkarmış. Kitaba göre bu Mud Crab'ler maksimum 2 kg. ağırlığında ve sırt kabuğunun uzunluğu 20 cm. olurmuş. Bizim Muddy 1.600 gr. ve 19 cm. geldi. Akşam balıkçının verdiği karidesler ve karavidalar, balık köftesi, bugün topladığımız istiridyeler ve Muddy ile nefis bir balık sofrası kuruldu. Rakı stokumuz azaldığından, böyle günlerde açıyoruz. "En kötü günümüz böyle olsun", deyip ziyafete giriştik. 10.7.1992 Fobes adalarında bizden başka kimse yok. Nefis bir yer. Çok daha uzun kalmak isterdik, ama zaten rötarlı gidiyoruz. Bugün çıkıp, bol Hindistan cevizi topladık, suyunu içtik. Ayrıca Deriska'da stok yaptık, epeydir özlemişiz. Rendelenmiş Hindistan cevizinin sıkarak çıkardığımız sütü, her türlü balık yemeklerinin vazgeçilmez katkısı. Öğleden sonra tüple dalış yaptım, değişik mercanlardan birer tane çıkarmaktan kendimi alamadım. Great Barrier Reef'de mercan almak kesinlikle tabu (yasak).
Mercan Kayalığına Dokuz Oturak Çıkınca
11.7.1992 Güneşin biraz yükselmesini bekleyip, 09.15'de demir aldık. 30 mil rüzgâra karşı 2 saatte geldiğimiz 8 mili 1 saatten kısa sürede uçar gibi aldık. Unchartered (Haritası yapılmamış) bölgeden çıkıp, öğle üzeri gemi yoluna girdik. Rotamız 35 mil kuzeybatıda Shellbourne Bay. Rüzgâr 6 kuvvetinde güneydoğu, tam pupadan geliyor. Genoa balon gönderiyle basılı, keyifli bir seyir yapıyoruz. Arkadaşlarımız Riyal ve Compadre ile radyoda buluştuk. Onlar da bizim gideceğimiz yerin 5 mil doğusuna gidiyorlar, 10 mil arkamızdalarmış. Bu arada yakaladığım 4.5 kg.lık Blue fin Tuna'-yı paylaşmayı teklif edince, bizim gittiğimiz Shellbourne Bay'e gelmeye karar verdiler. Saat 13.00 sularında Büyük Shellbourne koyunun birinci burnunu döndük. Kıyıya paralel 7 m. kontüründe gidiyoruz. Rüzgâr hemen hemen bordadan geliyor, 20° yatıyoruz. Demirleyeceğimiz yere 2-3 mil kala son burnu dönmeden genoa'yı sardık, birazdan rüzgâr kafadan gelmeye başlayacak. Anayelkenle yine 6 mil gidiyoruz. Kıyıya yaklaştığımızdan beri su çamur rengi. Haritaya göre altımızda 3 m. 70 cm. su var, bunu derinlik göstergesi de doğruluyor. Bir anda Deriska 6 mil süratle yükseldi ve sancağa 30° kadar yatıp durdu. Chris korkuyla karışık telâşla "Ne yapacağız şimdi" diye bana sorarken, ben de ilk şaşkınlığı atmış ve aynı soruyu düşünmeye başlamıştım. Chris'e "Git, sintineyi kontrol et" derken, ben de güverteye fırlayıp, oturduğumuz yerin kum değil, mercan kayalığı olduğunu dehşetle fark ettim. 20 m. pruvamızda ve sancağımızda ölü dalgaların üzerinden geçerken zaman zaman mercanların dişlerini görebiliyorum. Döndüğümüz birinci burun kaba dalgalardan burayı korumasına rağmen, burnu dönen soluğan buraya kadar gelip, Deriska'yı kaldırıp dibe vuruyor. Her vuruşunda benim ömrümden ne kadar eksildiğini kestirmek zor.
Kurtarma İşlemi!..
Acele botu indirip, bizim emektar 25 HP Johnson'ı taktık. Bundan önce 2 defa eğdikten sonra takviye ettiğim 30 kg.lık Danforth tipi çapayı, 100 m.lik, 14 m/m, 8 ton çeken kevlar halat ucunda 10 m. zincir ile tam kıçtan geldiğimiz yöne attım. Kıç ırgatıyla iyice boşunu alıp, keman teli gibi gerdim, çapa çok iyi tuttu. Bütün bu telâş içinde koşuştururken, botu indirdiğimi gören bizim cesur! tayfalar (Derin ve Deniz) sırt çantalarını doldurmuşlar, ayıcıklarını da en üste bağlamışlar kıçta Deriska'yi terk etmeye hazır, beklemiyorlar mı? Usturuplu bir kalaydan sonra kendilerine geldiler, Derin bana yardım etmeye başladı. 2.etap, benim kıçta duran FOB çapayı tam sancak bordadan 70 m.lik halat ve zincirle atıp, ucunu direğin tepesinden inen balon mandarına bağlayarak vince verdik. 3.etap, genoa sonuna kadar açılıp, ıskotası rüzgâr üstünden iskeleden dolduruldu. Ana yelken zaten basılı, ıskota sonuna kadar doldurulmuş vaziyette zavallı Deriska, şimdi güvertesi su içinde sancağa yatmış, uzaktan bakıldığında seyir halinde gibi görülmesine karşılık, ızdırap içinde yerinde duruyor. Demirleri atarken Deriska'ya uzaktan bakınca, içimde anlatılması imkânsız bir acı duyuyorum, istemeden kafamdan geçen kötü düşüncelere lanetler yağdırıp, Deriska'yı buradan kurtarmak için çılgın gibi çalışıyorum. İkinci demiri atarken, halatları ekleyerek bana kaloma vermesi gereken Chris'in telâştan halatları bir türlü ekleyememesi beni çıldırtıyor. Geçen dakikalar bana saatler, saatler de seneler gibi geliyor. Şimdi tam bir ekip dayanışmasıyla güvertede canımızı dişimize takmış çalışıyoruz. Chris ana direğin dibinde balon mandarına vinçle asılırken, ben kıç ırgatın fenerliğine doladığım kevlar halatın ucunu tutuyorum, Derin de ırgatın uzaktan kumandasıyla benim her işaretimde ırgatı çalıştırıyor. Ölü dalgaların Deriska'yı her oynatışında halata biraz daha asılıyoruz. Kevlar halat keman telinden farksız gerili, halatı koparamayacağımı-zı biliyorum, ancak demire güvenim yok, ya kurtulur ya da eğilir diye ödüm kopuyor. Kuvvetli bir sağanak Deriska'yı bir anda bastırınca, birden kıç halat boşaldı. Önce "demire bir şey oldu" derken, baktım tekne düzeliyor, biraz daha asılınca iyice düzeldik, yüzüyoruz. Sintinede su yok, dümen dönüyor. Kurtulduk. Bu sefer sevinçten çılgın gibiyiz. 2 yıl gibi gelen tam 2 saat geçti aradan. Chris'in radyodan aradığı arkamızdan gelmekte olan Riyal ve Compadre'ın, yanlarına buldukları küçük bir balıkçı motorunu da alarak gelmeleri, bizim kurtulmaya başladığımız saati buldu. Zaten yapabilecekleri pek birşey olmamasına rağmen gelmeleri, insana büyük moral veriyor. Kıç ve direk çapalarının halatlarına birer usturmaça bağlayıp, attık. 3 mil ilerideki demir yerine, 3 m. suya demirledik. Yanımıza Riyal, Compadre ve balıkçı motoru da gelip demirlediler. Altımızdaki hasarı merak ediyorum, ama su öyle bulanık ki burnumuzun ucunu görmek imkânsız. Su almadığımıza göre yarına bıraktım. dümenin hasar görmemesi imkansız aslında bakmaya korkuyorum Bıraktığımız çapaları ve halatları, botla gidip Riyal teknesinden arkadaşımız Mike ile beraber 1 saatte toplayabildik. Halat mercanlara dolanmış., benim Danforth yine eğilmiş, ama bizi de kurtardı. Çok iyi bir bot ile güçlü bir motorun hakkı ödenemez. Pırpır bir motor ve küçük bir bot ile bu çapaları değil atmam, halatın boşunu bile almam mümkün olamazdı. Deriska'ya döndüğümüzde hava kararmak üzereydi. Herkes eline bir kap yemek almış, balıkçı Wynne de bir düzine Coca-Cola alıp gelmiş, hepimiz teknede toplandık. Gürültü patırtı Wynne'in Cola'larını geri verdik. Birlikte olayı atlatmamızın şerefine kadeh kaldırdık, birlikte yemek yedik. Haritada ve guidebook yazarı Allen Lucas'ın kitabındaki krokide 3 m 70 cm. su gösterilen yerde, işin tuhafı bizim balıkçı Wynne de reef olduğunu bilmiyormuş. Önceleri oturduğumuz yerin kum olduğunu iddia ettiyse de, Mike demirleri toplarken halatların mercanlara dolandığını anlatınca pek şaşırdı. Herkesin başına gelebilecek benzeri bir olayda, bizim şanssızlığımız ve hâlâ yüzdüğümüz için şanslılığımız konusunda, herkes fikir birliğine vardı. Mercanların bulunduğu sularda ne haritaya, ne de pilot kitaplarına güveniyoruz, tek güvendiğimiz gözümüz "Eye ball navigation". Ancak suyun bulanık olması, felâketimize neden olacaktı. Great Barrier Reef'de her Reef'in bir ismi var, bunların çoğu Reef'e çıkan gemilerin ismini almış. Biz de bu Reef'e "Deriska Reef" adını verip, haritaya işledik. Gece yorgunluktan bitkin bir vaziyette sızıp kalmışım. 2 saat sonra uyanıp, olayın etkisinden kurtulamadım. Bir daha da gözüme uyku girmedi. |