|
Her şey bir gün Mehmet `in çok detaylı bir spor olan 'Yelkenciliğe' Optimistçi olarak katılmasıyla başladı. Mehmet donattığı tekneyi sehpasına koydu. Kendi vücudundan esinlerenek ön tarafına 'baş' arkasına 'kıç' adını verdi. Bir gün Mehmet teknesi ile Denizde seyir ederken yanından geçen biri ona 'Ne yöne gidiyorsun? ' diye sordu. Herkesin dediği gibi 'Sağa gidiyorum' dese çok normal olacaktı. Ancak; sağında bir sancak vardı, solunda da iskele. Mehmet de görmekte olduğu sancağa doğru gitmekte olduğu için 'Sancak kontrada gidiyorum' dedi. Böylece İskele-Sancak sözlüğümüze girmiş oldu. Yine bir gün Mehmet teknesi ile Denizde gezerken, sert rüzgardan korunmak için yanında bulunan Bordo renkli bir büyücek tekneye doğru yan yan kayarken arkadaşı 'Bordo tekneye mi gidiyorsun?' diye seslendi. Zaman içinde bu deyim ('Bordalama' anlamında kullanılmağa başladı.Teknenin yanları da 'Borda' adını aldı. Bordaları kıça ve başa bağlayan bölümüne de kendi omuzlarını düşünerek 'Omuzluk' adını Verdi. İskele baş omuzluk-iskele kıç omuzluk-sancak kıç omuzluk gibi. Mehmet bir gün teknesini pırıl pırıl temizledi. Baş tarafına baktığında 'AYNA'gibi olduğunu gördü. Hemen koşup teknenin kıçına baktı. Onunda pırıl pırıl parladığını gördü. 'Yahu bunlar ayna gibi olmuş dedi'. Bundan sonar artık buralar 'baş ayna, kıç ayna' diye anılmaya başlandı. Mehmet bir gün tekneyi kendisine benzetti. Başı var, kıçı var omuzları var. Ortasında olmasa da kemere benzer bir oluşum olduğunu, bu hattın tekneyi göğüs boşluğu ve karın boşluğu gibi ikiye böldüğünü gördü 'Bu enine kuran şeye Kemere hattı' adını verdi. Yelkeni oturtacağı baştaki oluşumuna 'Baş oturak' direğin içinden geçip yuvasına oturduğu deliğede 'Dilek yuvası'adlarını verdi. Tekne ortadan kemere hattı ile bölünebiliyorsa,başta kıça doğru ortadan da ikiye sancak- iskele olarak bölündüğü ortada idi. Buna neden 'Omurga hattı' denmiyor dedi ve baş-kıç eksenine de bu adı verdi. Zor durumda kalındığında; karaya veya çekecek motora atılacak şekilde bir ipi baş tarafa bağladı. İp ve baş kelimelerini birleştirip 'Baş ipi' dedi. Bir gün Mehmet'in teknesi devrildi,içine sular doldu ama hala suda yüzüyordu. Sebebini araştırdı. Baktık ki; sancak ve iskele alabanda da ve kıçın iç havuzluğunda birer tane olmak üzere,3 tane hava ile şişirilmiş balonlar olduğunu gördü. Bunlardan dolayı teknesinin su ile dolduğu halde hala dibe doğru kaynamadığını anladı.Yüzdürücü balonlar ismi böylece doğmuş oldu.Kemere hattı ile ikiye bölünen teknenin içi su ile dolunca evdeki küçük havuz aklına geldi. Bunlara 'Havuzluk' denebilir diye düşündü. Bumbayı elle tutup rüzgarla doldurmak oldukça zorlaşıyordu. Neden bir iple bağlayıp rahatlık sağlanmasın diye düşününce bunu uygulamaya koydu ve hemen bir ip bağladı. Makaralardan geçirip tekne dibi ile bumbayı birleştirmiş oldu.Bunun çok işe yaradığını gördü. İpin ucunu boyuna açıldığını gördü. Yakarak yuvarladı ama ipin ucu is oldu. O anda arkadaşı, dış ülkelerin koydukları kotalar yüzünden ekonomimizin zorlandığını anlatıyordu.Onu dinleyemediği için utandı ama ipin ismini de buldu. 'İSKOTA'böyle doğdu.Makaranın biri baklava dilimine benzediği için 'Baklava makara' Tekne tabanına bağlananına 'Taban makarası', çalışırken cır cır diye ses çıkaranına da 'Cırcır makara' adını uygun buldu. Şimdi sıra tekneye doğru yön vermek işine geldi. Suya alıkoma yapıp tekneyi sancağa veya iskeleye doğru zorladığı için bir parça gerekiyordu. Eki zaman kılıçlarından palaya benzeyen kısmına, sancağa çevirince teknenin iskeleye, iskeleye çevirince teknenin sancağa döndüğünü gördü. Bu tam bir dümen çevirme idi. Buna da 'Dümen palası' demeliyim, dedi. Tekneyi tutturmak için delikli ve çıkıntılı bağlama parçaları gerekiyordu. Bunları taktığında, deliklisine 'Dişi iğnecik' çıkıntısı olana da 'Erkek iğnecik'diye isim verdi. Her dalgada çıkmasın diye bir 'Stoper' koydu. Şimdi ise tekne rüzgara göre kayıyordu. Düz gitmiyordu. Acaba teknenin ortasından suyun içine bir düz tahta salıversem nasıl bir sonuç alırım diye düşündü. Tahtadan bir düz levhayı tekne ortasından suya saldı. Sonuçta tekne rüzgar ile sürüklenemez oldu. Amacına ulaşmış idi. Şimdi buna 'Salma',içine girdiği yere 'Salma kasası' demenin doğru olacağını düşündü. Devrilince salma kaybolmasın diye onu bir 'Emniyet ipi' ile tekneye bağladı. İstediği kadar suya girsin. Dalga gelince yükselip alçalıp oynayıp durmasın bir de lastik taktı. Mehmet işte o anda devrildi. Tekneyi doğrulttu ama içindeki su ne olacaktı. Su nasıl boşaltılacaktı. Susayınca içerim diye tekneye binerken yanına aldığı ÇAM SODASI şişesini hatırladı. İçindekini içti ve 'ÇAK Mehmet' diye elini uzatınca su boşatma kabının adı bulunmuş oldu. 'Çamçak'. Bu söyleşi burada bitmeyecek ama bizim GÖKOVA YELKEN KULÜBÜ`ndeki kursumuz bitti. Mehmet,çok sevdiğim arkadaşımı ve diğerlerini hiç unutmayacağım. Ancak Mehmet`tin arkadaşlığı başka. Gökova Yelken Kulübünde, bu güzel zeytin ağaçlarının altında, arkadaşlık havası içinde başlayan çalışmalarda çok şeyler öğrendim. Yeni arkadaşlar tanıdım. Denizi çok sevdim. Rüzgarın sadece serinletmek için esmediğini daha başka ve çok işlere yaradığını gördüm. Arkadaşlarımın hepsi çok iyiydiler. Ancak biri var ki, duygulu ve güzeldi. Okulumuz için bir şiir yazdı, besteledim ve uyguladım. Sözlerimi şimdilik burada bitiriyorum. |