Ana Sayfa arrow Dünyayı yelkenle dolaşan ilk Türk: Sadun Boro
Dünyayı yelkenle dolaşan ilk Türk: Sadun Boro
Yazar Deniz Karamanoğlu   

1928'de İstanbul, Erenköy'de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı; liseye geçtiği yıl ilk yelkenli teknesine sahip oldu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra, 1948'de İngiltere'ye gitti, Manchester  Üniversitesi'nin Tekstil Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. 1952'de, "Ling" adlı 11 m. 'lik bir yelkenli ile İngiltere'den Karaip Adaları'na kadar uzanan ilk açık deniz, Atlantik aşırı yolculuğu bir İngilizle beraber gerçekleştirdi. O tarihte Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bu seyahatin anıları 2004 yılında "Bir Hayalin Peşinde" adlı kitabında neşredildi.

Bugünkü yelkenlisi, 10.5 m. boyunda ve keç armalı "Kısmet" 1963'te Salacak'ta, Athar Beşpınar'm atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965'te Alman asıllı eşi Oda ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları'nda aldıkları ünlü kedileri "Miço" eşlik etti. Üç yıl süren bu yolculuğun anılarını yol boyunca Hürriyet gazetesine yazdı; sonra "Pupa Yelken" adlı eserinde topladı. Boro ailesi 1977-1979 yılları arasında, o zaman 8 yaşında olan kızları Deniz'le beraber, Karaip Adaları'nı, Amerika'nın doğu sahillerini gezdi.
1980'den beri Bodrum'da yaşayan Sadun Boro, özellikle Gökova, Göcek gibi Güney Ege koylarının korunması için çok çalışmıştı. Boro, gazete ve dergilere yazdığı sayısız yazı ile genç kuşağa deniz ve doğa sevgisini aşılamayı amaç edinmiş, onlara örnek olmuş bir denizcidir.
Bizde dergimizin bu sayısında onunla bir röportaj yaparak renkli kişiliğini size anlatalım istedik.


Deniz ve yelkenle nasıl tanıştınız?
İlk yelkenli teknemiz yapılalı tam 60 sene oldu. 1955 yılında Kabayole yaptırmıştık. 7 m yarım güverte sürme pena yelkenli çok güzel bir tekneydi. O zamanlar modaydı.
    Kısmet'in hikayesi nedir?
Kısmet 63 baharında kızağa kondu Salacak'ta rahmetli Athar'ın atölyesinde. 17 temmuz 1964 de kabası bitirilerek denize indi. Ondan sonra bütün sene çalıştık içine sonradan motoru konuldu, arması donanımı tamamlandı, 65 yazında hazır edebildik. 22 ağustos 1965 te Cadde Bostan'dan dünya seyehatine demir aldı ki bu sene hareketimizin 40. yılını kutlamış olduk.


 Kısmet'i dünya seyahati yapmayı düşünerek mi yaptırdınız?
Evet tamamen onun için düşünüldü ve ısmarlandı. Hatta ısmarladığım zaman yalnız gitmeyi düşünüyordum fakat sonradan Oda'nın iştirakiyle beraber gitmeyi karar verdik.

Dünya seyahati fikri nereden doğdu?
Eskiden İngiltere'de seyahat ederken okuduğum kitaplardan eski ilk seyahat hikayelerinden heveslenmiştim. Ama esas tohumlarda 1952 de İngiltere'den Amerika'ya giderken ki ilk açık deniz seyahatını yaptıktan sonra iyice fikir kafama yerleşti.


O zaman tabi ki teknoloji bu kadar gelişmemişti. Navigasyon hangi şartlar altında yapılıyordu?
 Eski usüldü, Sekstant, kronometre gibi eski usül yöntemler kullanılarak yapılıyordu. Seyehatın sonunda dahi GPS'im yoktu. Birkaç sene evvel Adriyatik denizi seyahatine çıkmadan önce Sevgili dostum Haluk Karamanoğlu'nun bana hediye ettiği el GPS'ini kullanarak mevkimi buluyordum.


Genç denizcilere neler tavsiye ediyorsunuz?
Allah en büyük nimet olarak insanlara doğayı lütfetmiş, bizim memlekete de en güzelini bağışlamış. Gençlere bu doğadan, ama deniz olur ama orman olur, dağ olur, kayak olur, azami istifade etmelerini tavsiye ederim. Ancak o zaman bir insan gibi yaşarlar. Yoksa evden işe işten eve milyarlarca insanın yaptığı gibi yaşarlarsa karıncadan farksız gelir giderler. Tabi bunların başında da deniz en güzeli, bundan ne kadar istifade ederlerse o kadar iyi olur, bilhassa bizim memleketimizde şahane koylar, dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir imkan var. Bunlara yazık olmasın.
    Tabi istifade ederken de doğayı korumaları da  önemli.
Gayet tabi. Artık zaten bizim pilimiz bitiyor. Siz gençlerin bundan sonra doğaya sahip olmanızı bekliyoruz. Bizim nesil maalesef kıymetini bilmedi, size bozacak fazla yer bırakmadı. Bu az kalan yerleri de bari siz koruyun. Bizim neslimiz koyları böyle perişan etmekle hem sizlere hem de dünyaya kötü bir örnek oldu. İnşallah siz arta kalanı toparlarsınız.


 Denizin nimetlerinden biri olan ahtapotla aranızdaki ilişki nasıl yürüyor?
Ne ahtapot kaldı ne bir şey. Ufacık ahtapotları toplaya toplaya ondan da mahrum ettiler bizi. Kalmadı artık yani.


Çocukluğunuzda denizcilik ile aranız nasıldı?
 İlkokul üçüncü sınıfta 6 arkadaş 3er lira verip 18 liraya kurbağalı dereden sandal aldık. Ondan sonra sırık arabası ile yükleyip Erenköy'e bir arkadaşımızın bahçesine düşüre kaldıra, güya boyadık onu, Cadde bostanda şimdi balıkadamların olduğu yerde bikaç teknelik korunaklı bir girinti vardı oradan indirdik. Ondan sonra öğlenleri peynir ekmek alan ortak olduydu, yaz sonunda da ilk lodosta parçalandı.
    Daha sonra altıncı sınıfta 50  liraya kendim bir sandal almıştım. Onunla işte iki - üç sene idare ettim, liseye geçtiğim sene üç arkadaş Dilnişin adındaki Kabayolemizi ısmarladık. Yelkeni onda öğrenmeye çalıştık. Bütün yazımız onun içinde geçerdi.
Türkiye'de yelkenciliğin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?
İlk yelken kursları hatırladığım kadarıyla 1950 li yılların başında İstanbul Yelken Kulübü tarafından başlatıldı. O yıllardan bu yana yarım asrı aşkın bir zaman geçti. İstanbul Yelken kulübünden sonra diğer kulüplerde İstanbul'da ve diğer sahil şehirlerimizde de açıldı. Dolayısı ile şimdi bu yarım asırda şöyle kaba taslak bir batkımızda kaç bin çocuk bu kulüplerde yetişmiş oldu. Yalnız bu işin acı tarafı şimdi burada başlıyor, bu kadar insan bu kulüplerde yetişti de bunlardan kaç tanesi denize devam ediyor. Maalesef ben bunu araştırttım, bugün bir elin parmaklarını geçmeyecek  kadar az insan geri kalan ömründe de denizle haşır neşir olarak bir tekne sahibi oluyor. Denize devam eden çok çok az. Sebebi: Bunda çocukların kabahati yok burada kabahat doğrudan doğruya bizlerin çocukları yetiştirme deki aksaklığın bir neticesidir. Kulüplerin %90 nın da bütün hikaye, çocukların üç tane şamandıra etrafında dönmesi, yarışa teşvik, ille de bize kupa getirecek düşüncesidir. Dolayısıyla çocuklar denizi sevemedi. Denizde dolaşmayan yani bunun meşakkatini çekmeyen, sabah uyandığı zaman, yüzünü, kıçını deniz suyu ile yıkamadıkça denizci olamaz. Bakın bütün yelkenli tekne sahiplerinin %90 nı aileleri veya arkadaşları yanında görerek, heveslenerek kulüplerin haricinde yetişmiş insanlar. O zaman bu kadar emek beş tane kupa için mi birader?
Bütün aksaklık burada. Dilimde tüy bitti, otuzbeş senedir seyahatten döndüğümden beri gerek federasyonda görev almış arkadaşlara, gerek kulüplerdeki arkadaşlara ısrarla daha basit teknelerle çocukların bir hafta on günlüğüne denize çıkmaları, gezmeleri gerektiğini ancak bu şekilde denize sevginin artacağını anlatmaya çalıştım. Bu nokta mühimdir.


Gökova Yelken Kulübü ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

İftihar edilecek bir kulüp oldu. Bu şekilde, bu eğitimi, bu ortamda veren bir kulübe ben yurt dışı da dahil hiçbir yerde rastlamadım desem hiç de mübalağa etmiş sayılmam. Özel hayatında da gayet titiz davranan, yaptığı işin en iyisini yapmaya çalışan Haluk Karamanoğlu, aynı titizliği kulüpte de, kulübün meydana gelmesinde de, böyle güzel bir ortamı hazırlamasında ayrıca çocuklara aynı disiplin içinde kursları yapması çok başarılı bir şeydir. Keşke bütün kulüplerimiz buradan örnek alsalar ve imkanı olanlar da bu tür kulüpler kurarak denizciliğe katkıda bulunsalar.
Ayrıca kurslarda çocuklara yelken dışında biraz önce bahsettiğimiz çevre bilincini, sevgisini, doğanın korunması fikrinin aşılanması da takdir edilecek bir olaydır.

 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik