Benim adım “DERİSKA” . Bu adı bana babam ve annem koydu. Ben onların manevi kızlarıyım. Adımın anlamını merak ediyorsanız, ailemin isimlerinin hecelerinin birleşmesinden geliyormuş. Derin ve Deniz' in “De” hecesi, Chris' in “ris” hecesi ve ailem Karamanoğlu' nun “ka” hecesi. Bana bu heceleri birleştirerek “DERİSKA” demişler ama bir gün bilmediğim bir ülkenin lisanında ya kötü bir anlamı varsa, ya bir gün benimle alay ederlerse diye hep endişeleniyorum. Ben 1985 yılında İsveç' te doğdum. 4 metre 42 cm. karnım var, hayır !! daha neler hamile falan değilim. Aslında şişmanda değilim, boyuma bakar mısınız tam 15 mt. 2 tane direğim var, buna “ketch” arma diyorlar. Bu armayı, rengarenk yelkenlerimle donatılmış olarak görmelisiniz; gelinlik giymiş manken gibi oluyorum o zaman, ee nede olsa İsveçliyim!!! Sarışın değilim ama doğma büyüme denizciyim, isterseniz babama sorun. Biz tekneler siz insanlardan farklıyız. Büyüme evrimini tamamlamış, olgunlaşmış, yaradılış amacımıza göre giydirilmiş olarak doğarız. Bundan sonrası bizi kullanan kaptanımızın, bizi ne kadar sevdiği, iyi baktığına kalmış. Yaşlanmamız, iyi bakılmamız ve sevilmemizle orantılıdır. Ben çok şanslıyım, doğar doğmaz beni evlat edindiler. Ben de onları senelerce sırtımda yüzdürdüm. Önceleri, babam, yani kaptanım, hatalar yaptı, kaç defa beni kavanca etti, yelkenlerimi denize indirdi, karnımı taşlara sürttü. Ama isteyerek yapmadığını biliyorum ve ben anadan doğma denizciyim, her hatayı düzelttim. Sonunda kaptan babam artık benim limitlerimi keşfetmiş, ne kadar hata kaldırabileceğimi öğrenmişti. Beni sanki dolu dizgin koşan yarış atı gibi sürdü sürdü sürdü… 5 yıl boyunca dünyanın etrafında 42.000 deniz mili yaptım. Ama bu dünya turunun bana ne kadar zevk verdiğini, beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam. Düşünsenize; her kıza nasip olmayacak güzellikte egzotik, dünyanın el değmemiş, bozulmamış yörelerine gittim. Siyah, beyaz, sarışın, esmer, kumral, kel, dazlak bir sürü tanımadığım insanlar beni görmeye geldiler. O kadar simsiyah insan olduğunu hiç bilmiyordum. Ama genellikle hepsi çok naziktiler, ayaklarındaki sert cisimleri çıkarıyorlardı. Ama bazıları çıkarmıyordu, onlara “gümrükçü , polis” diyorlar galiba, ne demekse? Onları hep güvertemden denize atmak istedim ama babam izin vermedi. Vermedi ama bir keresinde kendisi atmak üzereyken “ pilot kaptan ” dedikleri birisi adeta uçarak kaçtı?!!! Beni 1993 senesinde, dünya turumuz bitince Kemer Marina' ya bağladılar. Çok güzel bir yer ama bağlı durmak bana göre değil. Bir zaman sonra sıkılmaya başladım, beni terk ettiler sandım. Yok yok yanılmışım, gelip beni aldılar. Biraz dolaştıktan sonra tekrar bağladılar. Artık kendi evimizin önündeydim. Ailem ara sıra gelip beni ziyaret ediyorlar, hatta birlikte yatıyorduk ama denizleri, okyanusları çok çok özlemiştim. Derken birden bire beni hatırlayıp denize çıkardılar ve açığa demirlediler. Önceleri hiçbir anlam veremedim burası rüzgara açık derin ve fırtınaya karşı korumasız bir yerdi. Eyvah dedim beni burada bırakacaklar galiba! Derken etrafımda bir sürü beyaz yelkenleri olan duş küvetine benzer tekneler dönüp durmaya başladı. Sonra hepsi tek sıra olup birdenbire uzaklaştılar, hepsi minicik, sevimli insan yavrularıydı. Denizde ne kadar da güzel hopluyorlardı. Denizin beyaz kuzucukları ile oynaşıyorlardı. Kırmızı şamandıraların etrafında dönüp dönüp gene yanımda oynaşmaya başlıyorlardı. Meğerse yarış ediyorlarmış. Kullandıkları o garip tekneye de optimist diyorlarmış, ama bazıları çok yaramaz doğrusu, tekneleri ile bana sanki gösteriş yapıyor gibi üstüme tam yol gelip aniden dönüyorlar, bazen de çarpıyorlardı. Babam onlara çok kızardı. Daha sonraki günlerde bu küçükleri bana doldurup, birkaç günlüğüne sefere çıkmaya başladık. Bu afacanlar Gökova Yelken Kulübü'nün yelkencileriymiş meğerse. Aralarında bazıları hep üstüme ağızlarındakini çıkardılar, yıkanmak zorunda kaldım! Meğerse bu küçük denizcileri deniz tutuyormuş. Ama sonradan alıştılar, bende fazla yan yüzmemeye gayret ettim. Gece olunca onları kabinlerimde uyuttum, bazıları da güvertemde yattılar. Onlar çok konuşup gülüşüyorlardı. Bende onlar misafir diye sesimi çıkarmadım, yoksa istemem öyle gürültücüleri.
Ama ben gene de çok çok mutlu oluyorum bu küçük yaramazları gezdirmekten, onlara denizciliğimi göstermekten. Ben de hiç olmazsa yosunlanmaktan kurtuluyorum. Yelkenlerim havalanıyor, aletlerim işliyor, motorum, jeneratörüm çalışıyor, yeniden hayat buluyorum. Kısaca okul teknesi olmaktan mutluyum. Hepinize teşekkür ederim küçük denizciler ve tabii benimle ilgilendiği, gezdirdiği için Babişko' ya da çok teşekkür ederim. |