Ana Sayfa arrow Önceki Sayılar arrow Ocak 2006 Sayı:1 arrow Konuşan Yelkenli DERiSKA
Konuşan Yelkenli DERiSKA
Yazar Christina Karamanoğlu   
 Benim  adım  “DERİSKA” . Bu  adı bana  babam  ve  annem  koydu. Ben  onların  manevi  kızlarıyım. Adımın  anlamını merak  ediyorsanız, ailemin  isimlerinin  hecelerinin  birleşmesinden  geliyormuş. Derin ve Deniz' in  “De” hecesi, Chris' in  “ris” hecesi  ve  ailem  Karamanoğlu' nun  “ka” hecesi. Bana  bu  heceleri  birleştirerek      “DERİSKA” demişler  ama  bir gün  bilmediğim  bir  ülkenin  lisanında  ya  kötü bir  anlamı varsa, ya  bir gün  benimle  alay  ederlerse  diye  hep  endişeleniyorum.
    Ben  1985  yılında  İsveç' te  doğdum. 4 metre  42  cm.  karnım  var, hayır !!  daha  neler  hamile  falan  değilim. Aslında  şişmanda  değilim, boyuma  bakar mısınız  tam  15 mt. 2 tane  direğim  var, buna  “ketch” arma  diyorlar. Bu  armayı,  rengarenk  yelkenlerimle  donatılmış olarak  görmelisiniz; gelinlik  giymiş manken  gibi  oluyorum  o zaman, ee  nede  olsa  İsveçliyim!!! Sarışın  değilim  ama  doğma  büyüme  denizciyim, isterseniz  babama  sorun.
    Biz  tekneler  siz  insanlardan  farklıyız. Büyüme  evrimini  tamamlamış, olgunlaşmış, yaradılış amacımıza  göre  giydirilmiş olarak  doğarız. Bundan  sonrası bizi  kullanan  kaptanımızın, bizi  ne  kadar  sevdiği, iyi  baktığına  kalmış. Yaşlanmamız, iyi  bakılmamız  ve  sevilmemizle  orantılıdır. Ben  çok  şanslıyım, doğar  doğmaz  beni  evlat  edindiler. Ben de  onları  senelerce  sırtımda  yüzdürdüm. Önceleri, babam, yani  kaptanım, hatalar  yaptı, kaç defa  beni  kavanca  etti, yelkenlerimi  denize  indirdi, karnımı taşlara  sürttü. Ama  isteyerek  yapmadığını biliyorum  ve  ben  anadan doğma  denizciyim, her  hatayı düzelttim. Sonunda  kaptan  babam  artık  benim  limitlerimi  keşfetmiş, ne  kadar  hata  kaldırabileceğimi  öğrenmişti. Beni sanki  dolu  dizgin koşan yarış atı gibi sürdü sürdü sürdü…    5  yıl  boyunca  dünyanın  etrafında  42.000  deniz  mili  yaptım.     Ama  bu  dünya  turunun  bana  ne  kadar  zevk  verdiğini, beni  ne  kadar  mutlu  ettiğini  anlatamam. Düşünsenize; her  kıza  nasip  olmayacak   güzellikte  egzotik,  dünyanın  el  değmemiş, bozulmamış yörelerine  gittim.  Siyah, beyaz, sarışın, esmer, kumral, kel, dazlak  bir  sürü tanımadığım insanlar beni görmeye geldiler.  O  kadar  simsiyah  insan  olduğunu hiç bilmiyordum.  Ama  genellikle  hepsi  çok  naziktiler, ayaklarındaki  sert  cisimleri  çıkarıyorlardı. Ama  bazıları çıkarmıyordu, onlara  “gümrükçü , polis” diyorlar  galiba, ne  demekse? Onları hep güvertemden denize  atmak  istedim  ama  babam  izin  vermedi. Vermedi  ama  bir  keresinde  kendisi  atmak  üzereyken  “ pilot kaptan ” dedikleri  birisi  adeta  uçarak  kaçtı?!!!  
Beni  1993  senesinde, dünya  turumuz  bitince  Kemer  Marina' ya  bağladılar. Çok  güzel  bir  yer  ama  bağlı durmak  bana  göre  değil. Bir  zaman  sonra  sıkılmaya  başladım, beni  terk  ettiler  sandım. Yok  yok  yanılmışım, gelip  beni  aldılar. Biraz  dolaştıktan  sonra  tekrar  bağladılar.  Artık kendi  evimizin  önündeydim. Ailem  ara  sıra  gelip  beni  ziyaret  ediyorlar, hatta  birlikte  yatıyorduk  ama  denizleri,  okyanusları çok  çok  özlemiştim.
     Derken  birden bire  beni  hatırlayıp  denize  çıkardılar  ve açığa  demirlediler. Önceleri hiçbir anlam veremedim burası rüzgara açık derin  ve fırtınaya karşı korumasız bir yerdi. Eyvah dedim beni burada bırakacaklar galiba! Derken etrafımda  bir  sürü beyaz  yelkenleri  olan  duş küvetine  benzer  tekneler  dönüp  durmaya başladı. Sonra  hepsi  tek  sıra  olup  birdenbire  uzaklaştılar, hepsi  minicik, sevimli  insan  yavrularıydı. Denizde  ne  kadar  da  güzel  hopluyorlardı. Denizin  beyaz  kuzucukları ile  oynaşıyorlardı.  Kırmızı şamandıraların  etrafında  dönüp  dönüp  gene  yanımda  oynaşmaya  başlıyorlardı. Meğerse  yarış ediyorlarmış. Kullandıkları o garip tekneye de optimist diyorlarmış, ama  bazıları çok  yaramaz  doğrusu, tekneleri  ile  bana  sanki  gösteriş yapıyor  gibi  üstüme  tam  yol  gelip  aniden  dönüyorlar, bazen de çarpıyorlardı. Babam  onlara  çok  kızardı.
Daha  sonraki  günlerde  bu  küçükleri  bana  doldurup, birkaç günlüğüne  sefere  çıkmaya  başladık. Bu afacanlar Gökova Yelken Kulübü'nün yelkencileriymiş meğerse. Aralarında  bazıları hep  üstüme  ağızlarındakini  çıkardılar, yıkanmak  zorunda  kaldım! Meğerse  bu küçük denizcileri deniz  tutuyormuş. Ama  sonradan  alıştılar, bende  fazla  yan  yüzmemeye  gayret  ettim. Gece  olunca  onları kabinlerimde  uyuttum, bazıları da  güvertemde  yattılar. Onlar  çok  konuşup gülüşüyorlardı. Bende  onlar  misafir  diye  sesimi  çıkarmadım, yoksa  istemem  öyle  gürültücüleri.
 Ama  ben  gene de  çok  çok  mutlu  oluyorum  bu  küçük  yaramazları gezdirmekten, onlara denizciliğimi göstermekten. Ben de  hiç olmazsa   yosunlanmaktan  kurtuluyorum. Yelkenlerim  havalanıyor, aletlerim  işliyor, motorum, jeneratörüm  çalışıyor, yeniden  hayat  buluyorum. Kısaca  okul  teknesi  olmaktan  mutluyum. Hepinize  teşekkür  ederim  küçük  denizciler  ve  tabii  benimle  ilgilendiği, gezdirdiği  için  Babişko' ya  da  çok  teşekkür  ederim.
 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik