|
Yazar Sadun Boro
|
28 Aralık Pazar... Bugün Gökova, Karacasöğüt'ten Haluk Karamanoğlu, karısı Chris, tanıdığım zaman daha 2 yaşında olup şimdi boyu beni geçmiş pek cici kızları Deniz Bodrum'da bize öğlende geldiler. Yemekten sonra bizi de alıp Bitez koyunda yapılmakta olan Optimist yarışına götürdüler. Onlar da kendi kurdukları Gökova Yelken Kulübü'nden çocukları getirmişler. Bitez yalısının batı sahilinde, Aktur sitesinin yamacı altında Bitez Belediyesi iki yıl kadar evvel bir yelken okulu açmış. Hava güzel, güneş yazdan kalma. Önümüzde masmavi bir su ve üzerinde beyaz yelkenleri hafif meltemle dolmuş, bir çiçekten diğerine uçuşan kelebekler gibi, şamandıralar arasında yarışan 5060 minik yelkenli. Gönlüm heyecan ve ümitle doldu, doyamadım seyretmeye... Sonra yansı bitirdiler, birer ikişer geldiler küçük iskeleye, çektiler teknelerini rıhtıma, armalarını söktüler, yelkenlerini yıkadılar, kendilerinden büyük teknelerini özenle topladılar... Kız, erkek Bodrum yarımadasının dört bir yanından, Gökova'dan daha birçok civar yörelerden gelmiş pırıl pınl, cıvıl cıvıl çocuklar, geleceğin ümitle beklediğimiz büyükleri... Kiminin üstünde su geçirmez pahalı giysiler, kiminin ayağında ancak bir kısa pantolon, sandalet... Ne gam, hepsi neşeli, hepsi karışmış birbirine, hepsi aynı potanın içinde... DÜNDEN BUGÜNE... İSİMLER... Son yıllarda, sahillerimiz boyunca gezerken sık sık görüyorum artık bu yelken okullarını. Yörenin denize gönül vermiş, zamanında yokluk içinde yelken yapmış bir avuç fedakâr insan, kendilerinden sonra gelen bugünkü çocuklara denizi sevdirmek, onlara yelken öğretmek için ne özveri ile bu okulları açıyor, zamanlarını, maddi olanaklarını bu gaye için feda ediyorlar. İşte Bodrum, Ortakent'te kendi imkanları ile yıllardır böyle bir okul açıp nice çocuğa deniz sevgisini aşılayan, Bodrum'un ender yetiştirdiği bir münevver insan; Erman Araş... Gene bu mütevazı insan bu yıl 15.si yapılan Bodrum Ahşap Tekneler Yarışını bizzat düzenleyip, ihya eden kimse... Haluk Karamanoğlu, Karacasöğüt'ten cebinden çok büyük rakamlar verip çocuklar için açtığı, eşine denizci batı ülkelerinde bile ender rastlanan bir yelken okulu. İşte bugün gördüğüm Bitez Yelken Okulu. Babası da eski bir İzmirli yelkencinin oğlu Belediye Reisi Remzi Şahsuvaroğlu... Ve yurdun dört bir yanında aynı özveri ile kurulmuş, çalışan yelken okulları ve onların arkasında şu mavi suya gönül vermiş, yeni nesilleri onunla bağdaştırmaya çalışan elleri öpülecek nice insan... SIKINTILAR... Hepsinin derdi aynı... Çocukları yetiştirecek kâfi malzeme yokluğu ve derslerini görecek, teknelerini muhafaza edecek mütevazı bir lokal. Kendi imkanlarıyla ancak bu kadar kayıkhane sıkıntısını başarabiliyorlar. Devletten, yöre zenginlerinden bir yardım, destek göremiyorlar... İşte Foça'daki okul gecekondudan beter, tekneleri kaldırımda çekili... Mersin'de liman içindeki mütevazı okulu belediye kaldırmış, yol kenarına konmuş bir karavanda yaşam mücadelesi veriyor. Daha yeni okuduk Samsun'daki kulübü gene aynı göçebe zihniyet yıkmış. Beden Terbiyesi ise birçok sahil şehirlerinde güya bu amaç için yaptırdığı binaları, bilahare ihaleye çıkartıp, en fazla para verene gazino olarak kiraya vermeyi çok daha uygun(!) bulmuş. Örnek mi, işte Foça!.. BAŞKA SPOR DAL OLUNCA... Dün akşamüstü Bodrum'da genç ve başarılı Muğla Valisi'ne Denizciler Derneği'nin limandaki çay bahçesinde rastladım, sohbet ettik. Laf futboldan açıldı. Yanındakilere konuşuyordu. Muğlaspor'un futbol takımını adam etmek için asgari 500 milyara ihtiyaç varmış ve Muğlalılar'ın yardım etmediğinden yakınıyordu. Evet her şey futbol.. Tabii o da spor. Ama kaç kişi o spordan istifade ediyor ve onun için de bu kadar para sarf ediliyor? O 500 milyarın onda biri ile bir okula 30 tane Optimist alınabilir ve onların üstünde yılda 100 çocuk yelkenle haşır neşir olur, denize adımını atar!.. Evet ama, bizim hangi saygıdeğer medyamızda bilmem neredeki belde takımının şampiyonluğu kadar bu nezih sporun ismi geçiyor ki?!.. KONUNUN BİR BAŞKA YANI... Şimdi biraz da bu yelken okullarının bilmeyerek veya görmezlikten gelerek yaptıkları, kanaatimce büyük bir hatadan bahsedeceğim. Çocuklar yetişiyor, yanşıyor, sınıflarında bölge şampiyonu oluyor, derken Türkiye birincisi oluyorlar, sonra uluslararası yarışlarda dereceye giriyorlar, dünya şampiyonu bile oluyorlar, kupalar geliyor, iftihar ediyoruz. Ne kadar güzel. Sonra bu çocuklar büyüyor, liseyi bitiriyor. Peki sonra? Hepsinin deniz hayatı da ne yazık ki, işte burada son buluyor!.. İstanbul Yelken Kulübü bu okulları başlatan ilk kulüptür. 50 yıldır binlerce çocuk yetişti, şampiyon oldular. Bugün büyüdüler, iş güç sahibi oldular. Bunların içinde acaba kaç tanesi hâlâ küçük, büyük bir tekne sahibi olup da deniz hayatına devam ediyor? Ben araştırdım ve çok üzücü bir sonuç aldım: Bu kadar yetişen çocuk içinden hâlâ deniz hayatına devam edenlerin sayısı bir elin parmaklarını bile bulmuyor.. Çok acı ve düşündürücü bir sonuç!. Sebebi gayet sarih: Yarışçı yetiştiriyoruz ama denizci yetiştiremiyoruz. Kabahat çocuklarda değil, bizlerde. Daha Optimistle çıktığı gün, üç şamandıra etrafında kim birinci gelecek, bunu öğretmeye çalışıyoruz. Halbuki bu okullarda önce denizci yetiştirilmeli. Onlar ne kadar çok olursa, içlerinden kabiliyetliler ileride şampiyon olur. Ama esas gaye denizci bir gençlik yetiştirmek olmalıdır. ÖNCE DENİZİ SEVDİRMEK GEREK... Bu okulların esas ödevi çocuklara denizi sevdirmek olmalıdır. Bu nasıl olur? Çocuklar biraz yetişince onlar hiç olmazsa 510 gün, büyücek, basit yelkenli, hatta kürekleri de olan teknelerle gezdireceksiniz. Çocuk sabah yüzünü, poposunu deniz suyu ile yıkayacak. Boşuna mı demişler "Kıçına deniz suyu kaçtı" diye. Çocuk denizle kaynaşacak, onun meşakkatini de yaşayacak, sefası gibi cefasını da yaşayacak ve denize göstermelik veya geçici olarak değil, ömür boyu sürecek bir sevgi ile bağlanacak. Denizi, çevresini tanıyacak, doğaya sahip çıkmasını öğrenecek. Aynı zamanda onlara doğa, çevre bilincini, sevgisini aşılamalıyız, denizleri, çevresini, kıyılarını kirletmemeyi, çöp atmamayı, atılanları temizlemeyi öğrenmeli. İnsan, hayvan sevgisini minik beyinlerine yerleştirmeye çalışmalıyız. Kaç tane yelken okulunda acaba bunlara da yer veriliyor, üzerinde titizlikle duruluyor? Bugün etrafınıza bakın, mütevazı yaşamı içinde deniz hayatını idame ettirmeye çalışan büyük bir ekseriyet, çocukluğunda bu şartlarda denize adımını atmış kimselerdir. Bugünden örnek isterseniz işte size Haluk Kakış'ın çocukları... BİR ÖRNEK... Size dışarıdan ve tanık olduğum bir örnek vereyim. Dünya seyahatimizde, İsrail'de yakın dost olduğumuz bir açık deniz kaptanı anlatmıştı. Yıllık tatilinde Hayfa'daki Carmel Yacht Kulübü'nde böyle yetişen 810 çocukla beraber, bir filika ile yelken kürek oradan 150200 mil mesafedeki tâ Kıbrıs'a kadar gidip geliyorlardı!. Kulübün bir tek Dragon'u vardı, çocukların altlarında pahalı yarış tekneleri yok ama böyle birçok filikası vardı. Ve bu kulübün başkanı da Amerika'daki Coca Cola'nın vârisi bir ultra zengindi!. BİR ÖĞÜT... Şimdi bu yelken okullarının elleri öpülecek, çok takdir ettiğim fedakâr yöneticilerine ömrünü denize vakfetmiş bir ağabeyi olarak naçizane bir öğüdüm olacak. Bu pırlanta gibi çocuklarımızı bir yarış atı gibi yetiştirmeyin. Esas amacını onlara ömür boyu sürecek bir deniz, doğa ve çevre sevgisini aşılamak olsun. Ne kadar çok denizci yetişirse, onların içinden nasıl olsa birçok şampiyon çıkar. Belki lokalinizde birkaç kupa eksik olabilir. Ama çok daha önemlisi, ileride iftihar edebileceğiniz denizci bir gençliğin tohumlarını atmış olursunuz!.. Benim nazarımda çok önemli olan bu konuyu 30 yıldır müteahhit defalar gerek kulüp yöneticileri, gerek federasyonda yetkili arkadaşlara ısrarla anlatmama rağmen en ufak bir adım atılmadı, "haklısın" deyip bir kulaklarından girdi, öbüründen hemencecik çıktı, belki arkamdan güldüler bile. Sadece kendisi de böyle yetişmiş ve başarılı bir denizci olan Haluk Karamanoğlu lafımı dinledi. Üç hafta süren her kurs sonunda çocuklara dünya seyahatini yaptığı Deriska adlı 15 metrelik yelkenlisi ile 35 gün Gökova turu yaptırıyor veya Marmaris'e kadar götürüyor. Onlara deniz hayatı yanında çevre bilincini de aşılamaya çalışıyor. Böyle bir uygulamanın maddi yönüne gelince, bu işe elverişli basit bir tekne bugün bir adet ithal Lazer yarış teknesinden daha da pahalı değildir. Bu yelken okullarını kuran, yardım eden, yaşatmaya çalışan fedakar insanları, özürlü denizciliğimiz adına tebrik ve takdir eder, zorluklara rağmen yılmamalarını, başarılarının devamın tüm kalbimle temenni ederim. |
|
|