|
Yazar Deniz Karamanoğlu
|
Ben Deniz Karamanoğlu, sizlere hatırladığım ve yaşadığım anılarımı ve düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. 12 yıldır “karada” ve “kiremit çatılı” evimde yaşıyorum ve “hayır” 12 yaşında değilim. Ben 13 aylıkken babam, annem, benden 3 yaş büyük abim ve yüzen evimiz “DERİSKA” ile yaklaşık 5 yıl süren bir dünya seyahatine çıktık. Bu seyahat ailemin diğer üyeleri için büyük bir değişiklikti, benimse hayatımın başlangıcı olmuştu. İlk adımlarımı atmayı öğrendiğim yer de tabi ki tekneydi. “Evet” biraz sallanıyordu ama yürüme konusundaki deneyimlerimi karaya ayak bastığımızda düşe kalka ilerlettim ve hala izlerini taşıyorum! Seyahate çıktığımızda çok küçüktüm ve bence bu durum yeni bir seyahate çıkabilmek için iyi bir bahane. Küçük olmama rağmen birçok insandan fazla şey hatırlıyorum çocukluğuma dair. Tabi ki bunu sürekli video ve resim çeken anne ve babama borçluyum. Bugün videoları izlediğimizde klasik görüntülerimiz şöyledir; bir kere arka planda durmadan ağlayan bir bebek, yani ben, yada sürekli konuşan ve çekimlere girmeye çalışan abim (Derin). Babam çekiyorsa, annem bizi oyalamak için şekilden şekle girip garip sesler çıkarıyordur yada kuzinede yemek pişiriyordur (%70 balıktır). Eğer annem almışsa kamerayı eline babam dümende, navigasyon masasında, motor dairesinde yada direktedir. Biz mi? Tabi ki en sık bulunduğumuz mekanımız cockpitteki masanın altındayızdır! Sebep sallantıdan, deniz suyundan ve rüzgardan korunmaktır ama orda bulunmamızın iki önemli nedeni daha vardır ki; babamın tabiriyle “ayak altında dolaşmamak” ve “onun gözünün önünden kaybolmamak”. Teknede çocuk varsa dikkat edilecek en önemli iki husustur bunlar. Tabi ben bunu başıma geldikçe daha iyi anlıyorum. Bu mekanı, 20 çocukla kurs sonunda çıktığımız birkaç günlük seyahatlerde, çocuklara tavsiye ediyorum. 20'si birden sığmıyor tabi masanın altına! Ve hiçbir zaman yeteri kadar kovamız olmuyor hassas mideler için!!!.. Şimdiyse en sevdiğim yerlerin başında güverte ve dümen geliyor. Çoğu yelkenlide kadın ve erkek için belirli iş bölümleri vardır, her evde olduğu gibi. Bu iş bölümü bizde de var; ancak benim için biraz farklı bir durum söz konusu. Yemek yapmaktan zevk aldığım kadar dümen tutmaktan ve yelken basmaktan da hoşlanıyorum. Bu konuda kesin ayrımlarım yok yani kadın ve erkek üzerine. Bütün bunların aslında ne kadar zevkli olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum; çünkü farklı bir yaşam tarzıyla kıyaslayabiliyorum. Bu yüzden olsa gerek, yazın Gökova Yelken Kulübü'nde düzenlediğimiz 3 haftalık, yatılı yelken kurslarından ben de katılanlar kadar zevk alıyorum. Özellikle çocuklara, yakından bilip çok sevdiğim denizi, rüzgarı ve yelkeni sevdirmek çok hoşuma gidiyor. Kursa katılanlar arasında daha önce yelken yapmamış, hatta denizi sadece serinleme ve yüzme amaçlı tanıyan çocuklar ve gençler de bulunuyor. Kurs süresince onların denizden ve yelkenden aldıkları zevki görmek ve bunda benim de bir katkımın olduğunu bilmek inanılmaz bir mutluluk. Çocuklar ve gençlerle çalışmak eğlenceli olduğu kadar yorucu da tabi. Ama tüm bunlardan aldığım tat, bu mutluluk bütün günün yorgunluğunu almaya değer doğrusu. Eminim buna antrenörlerimiz, çalışanlarımız ve abim de katılıyordur. Şu an İngiltere'de “Exeter University”de “spor ve beden eğitimi” üzerine okuyorum ve burada da yelkenle uğraşıyorum. Yazın da vaktimi Gökova Yelken Kulübü'nde, yani evimde, çocuklara ve gençlere yelken öğreterek geçiriyorum. Açıkçası kendim için daha güzel bir hayat düşünemiyorum. Teşekkür ederim babacığım (Haluk Karamanoğlu), anneciğim (Christina Karamanoğlu) ve canım abim, ilk arkadaşım (Derin) |