Ana Sayfa arrow Ocak 2008 Sayı:3 arrow Zafer Bayramı
Zafer Bayramı
Yazar Atilla Özçelik   

Aralık 2006… Soğuk bir Ankara gecesi… Kavaklıdere Tenis Klübü'nde sevgili dostum piyanist Çetin ve zarif solisti Yasemin'i dinliyor, tarifi imkânsız bir zaman yolculuğu yapıyordum. Yurt dışında geçirdiğim günler, sevdiklerim, hüzünler, zorluklar, başarılar, ülkem, hepsi ayrı şarkılarda yeniden hayat buluyor ve ben zaman yolculuğumu sürdürüyordum. Başarıyla icra ettikleri parçalar yıllardır kalbimdeki yerini koruyor ve işte böyle birileri bunları fısıldadığında da beni çok uzaklara alıp götürüyordu.
Müziğin bitmesiyle zaman makinesinden çıkıp tenis kulübüne dönüş yaptım. Kısa süre sonra yüzümdeki gülümseme kaybolmuş olacak ki Çetin'in “İyi misiniz Atilla Abi” diye sormasına sebep oldu. Bu ani değişikliğin sebebi neydi? Sanırım cevap fazlaca uzaklarda değildi: Ülkemizin ve Cumhuriyetimizin içinde bulunduğu tehlikeler idi. Büyük fedakârlıklar ve bedeller ödenerek kurulan, hedeflerine ulaşmak için kısa sürede birçok devrimi gerçekleştirip hayata geçiren, rotasını çağdaş uygarlığa çevirmiş, herkesin gıpta ederek baktığı bu genç ülke nereye gidiyordu?
Bizleri bu karamsarlığa iten bir sürü gelişmeyi hepimiz yakından biliyoruz. Peki bütün olup bitenleri oturduğumuz yerden izleyecek miydik? Aklıma gelen ilk şey, bu güzel vatanın özel günlerini yani milli bayramlarını eskiden olduğu gibi görkemli, belki geçmişten de coşkulu bir şekilde kutlama fikriydi. Çünkü eskiden (yaşı müsait olanlar hatırlar), milli bayramlarımızda herkesin merakla beklediği, ailece izlenen “fener alayları” vardı. Ve bu şenlikli kutlama insanları birbirine kaynaştıran, nasıl bu noktaya geldiğimizi bize hatırlatan (okullardaki törenler vs) bir şölene dönüşürdü. Uzun süredir bunları hatırlayanlarınız var mı bilemiyorum ama bu olgular çok ama çok önemlidir. Pekala, ben ne yapabilirdim? Eski bir denizci ve Gökova Yelken Kulübü'nün komodoru olarak, aklıma savaşların anası kabul edilen ve kurucumuz ATATÜRK'ün müthiş zekâsıyla kazanılmış, şu anda bu topraklarda yaşama şansını bize tanımış olan 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı coşkulu bir şekilde denizde kutlama fikri geldi.
Bu düşüncemi biraz önce yanıma oturan sevgili Çetin'le paylaşınca konu bir anda şekillenmeye başladı. Yer, Karacasöğüt'teki Gökova Yelken Klübümüz olmalıydı. Neden? Sevgili Haluk Karamanoğlu ve ailesinin yıllardır büyük özverilerle yürüttüğü, her sene sayıları çığ gibi büyüyen yelkencilerin yetiştiği GYK'da (birçoğunun ulusal ve uluslararası dereceleri olan)yelken kurslarının son dönemi 30 Ağustos'ta bitiyor. O gün orada zaten bambaşka bir şenlik var; ödüller, konuşmalar, veliler, çocuklar… İşte tam bir bayram…
    O zaman 30 Ağustos gecesini “fener alayı” gibi kutlamalıydık. Ama DENİZ'de… Bütün bu düşüncelerimi detaylarıyla Çetin'e anlattım. Çetin'in gözleri parladı. Ve” fener alayı” orkestramız hazırdı. Haluk'la da konuşunca böyle bir kutlamayı herkesin ne kadar arzu ettiğini anlamış oldum…
    Özetle o akşam iki katlı büyük bir gezi teknesinin üst katına orkestramız yerleşti. Harika yemekler açık büfeye yerleştirildi. Alt katta çocuklar, Aksaz Üssü'nden Binbaşı Berhudar Karaağaç'ın 30 Ağustosla ilgili verdiği bilgileri dinlerken, üst katta veliler ve konuklar, onur konuğumuz Sadun Boro ve güzel eşiyle birlikte orkestramızın çaldığı marşlar, Yaseminin söylediği birbirinden güzel şarkılarla, harika bir dolunayda Karacasöğüt'ten, Okluk Koyu'na doğru ağır ağır ilerliyordu. Ben ise bir hayalimi gerçekleştirmenin verdiği mutlulukla, yazının başında belirttiğim müziği bu sefer Gökova'da dinleyerek yeni zaman yolculuğuma başlamıştım…

 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik