|
Yelken federasyonuyla ilgili benden bir yazı istendiği zaman hatırladım ki tam yarım asır olmuş yelken federasyonumuzun temeli atılalı. Yıllar su gibi ne hızla akıp geçiyor.
O zamanlar teker teker isimlerini sayacak kadar azdı denize, yelkene hakikatten gönül vermiş insanların sayısı. Çoğu benden büyük, bir nesil evvelki ağabeylerimizdi. Hatta onlar 1952de ilk yelken kulübü olan İstanbul Yelken Kulübünü kendi maddi imkanları ile Fenerbahçe de hayata geçirmişler, diğerlerine örnek olmuşlardı. Gene onların gayreti ile Beden Terbiyesi bünyesinde Yelken Federasyonu'nun temelleri atıldı. Bilahare Federasyonunun ilk yarı ömründe çoğu bugün artık aramızdan ayrılmış olan yakın dostlarım yönetimde görev aldılar, kısıtlı imkanlarla ellerinden geldiği kadar onu yaşatmaya, ilerletmeye çalıştılar. Benim yarış merakım olmadığı için şahsen ilgilenmedim
Zamanla yelken kulüpleri çoğaldı, İstanbul dan sonra sahil şehirlerinde de kuruldu. Denizci, yelkenci yetiştirmek için kurslar açıldı. Federasyonun desteği ile önce pirat, dragon sınıfı, sonra optimist gibi bugünkü diğer yarış tekneleri çocuklarımızın ellerinde yelken açtı. Bu sınıflarda yarışan uluslararası nice şampiyonlar çıktı, kulüplere kupalar yağdı. Ama yıllar geçince gördük ki kulüplerde yetişen gerek yarışçı, gerek kurslara iştirak eden çocuklar büyüdükten sonra deniz hayatına devam ettireceklerine ondan koptular.
Evet, kıymetli yarışçılar çıkardık, onlarla iftihar ettik, ama ne yazık ki denizci bir toplum yetiştiremedik. Çocuk daha ilk denize çıktığı günden itibaren üç şamandıra arasında yarış etmeye yönlendirildi. Federasyon olsun, kulüpler olsun onları kupa getirecek yarış atı gibi gördüler.
Yakın zamana kadar bu kurslarda yetişip de büyüdükten sonra deniz hayatına küçük de olsa bir tekne alıp devam edenlerin sayısı bir elin parmaklarını bile geçmedi. Son yıllarda yat yarışlarına rağbet arttı da hiç olmazsa bu vesile ile onları denizde daha fazla görüyoruz
Yıllarca gerek kulüplerde, gerek federasyonda görev alan arkadaşlara bu sonucu anlatmaya çalıştım, defalarca yazdım. Bu kursların gayesi önce denizci bir toplum yetiştirmek, çocuklara deniz sevgisini aşılamak olmalı. Maalesef biz bunu başaramadık.
Bu durum çocukların değil, bizlerin kabahati oldu. Kulüpler vitrinlerini kupa ile doldurmayı denizci toplum yetiştirmeye tercih ettiler. Altlarına en pahalı yarış tekneleri verdiler ama denizle haşır neşir olmalarını sağlayamadılar.
Halbuki deniz sevgisi ne kadar geniş bir kitleye yayılırsa, onların içinden daha fazla yarışçı çıkar. Eskiden Yüksek Denizcilik Okulu'nun, Deniz Harp okulu ve lisesinin hem kürekli, hem çift direk yelkenli filikaları vardı. Onlarla, Boğaz'da, Adalar'da öğrenciler yelken basar, volta atarlardı.Bu filikalar gibi eğitim tekneleri ile çocuklar için daha büyük bir teknenin refakatinde ve hocalarının nezaretinde 1-2hafta mesela Marmara turu, veya Ege gezileri tertip edilse, çocuk yaşadığı bu deniz ortamında daha başka yetişir, onu tanır sever. Çocuk sabah kalktığı zaman yüzünü, poposunu deniz suyu ile yıkamadan denizci olmaz!!!
Bir anımı örnek vermek isterim. Kısmetle yaptığımız dünya seyahati dönüşü İsrail'li bir açık deniz gemi süvarisi ile tanışıp dost olmuştuk. O anlatmıştı. Tatillerinde Hayfa 'daki Carmel Yat Kulübü'nden 8-10 çocukla beraber bir filika'yla yelken-kürek Hayfa'dan tâ Kıbrıs'a kadar gidip geliyormuş.
İşte denizci böyle yetiştirilir.
Ayrıca Federasyon'dan bir beklentim daha var. Bugüne kadar yarıştan başka amatör denizcilerin dertleri, sorunları, karşılaştıkları zorluklarla hiçbir şekilde alakadar olmadılar. Ne denize çıkmalarını engelleyen yönetmeliklerin düzeltilmesi, ne onların barınak, marina gibi mübrem ihtiyaçları, dertleri ile hiç ilgilenmediler. Halbuki amatör denizciler de, en azından yarışçılar kadar Federasyonun ve tüm yelken kulüplerinin görev ve alaka alanı içinde olmalıdır.
Yelken Federasyonu' muzun 50.yılını kutlar, başarılar dilerken bunca yıldır bir türlü önemini anlatamadığım bu konulara, hiç olmazsa ikinci 50 yıllarında, kulüplerle beraber sahip çıkmasını temenni ederim.
Sevgilerimle |