|
Deriska' nın dünya turuna çıkmasının daha 1. yılı dolmamıştı. Kasırga mevsimini geçirmek üzere kuzeye Florida' ya doğru seyrimize devam ediyorduk. Karayip Adaları'nın hemen hemen tamamını keşfettikten sonra, haritaları henüz tam olarak yapılmamış (uncharted) Turks&Caicos Adaları'na doğru çok çok hafif bir havada balon yelkenimizi, basmış ağır ağır ilerliyorduk. Ben navigasyon masasında çalışıyordum. Chris ise güvertede çocuklar ile birlikte... Aniden sanki denizde yüzen bir cisme çarpmışız gibi bir ses ile yerimden fırladım. Havuzluğa doğru koşarken aynı anda Chris ile çarpıştık. O da kamaraya koşuyordu. Meğer Deniz kamaraya düşmüş! Birlikte içeriye koştuk. Deniz iskele kamaranın tuvalet kaportasından içeri, kafasının üstüne düşmüş, hareketsiz yatıyordu. Hemen dikkatlice kaldırıp, kucağıma aldım. Kendinde değildi. Başını omzuma dayadım. Ne kadar öyle kaldı kestirmek zor. En az 3 dakika , tabii bize 3 saat gibi geldi. Sonra birden ağlamaya başladı. O ana kadar Deniz' in ağlamalarından kaçacak delik ararken, direğin tepesindeki gözcü yerine (crows nest) tırmanırken, bana nasıl güzel geldi anlatamam. Sevinçten çılgın gibi gözlerimden yaşlar geldiğini hissediyordum. Deniz' in ağlama nedeninin aslında, omzunun, düşme sırasında lavaboya çarparak çıkmış olduğunun sonra farkına vardım. Deniz' in kafa üstü çakılıp, çok daha kötü sonuçlardan korunmasının sebebinin de bu çarpma olduğunu idrak ettik. Denizciğim' in çıkan omzunu kırk senelik çıkıkçı gibi yerine takınca ben de kendi kendime şaşkınlık geçirdim ve Deniz' in ağlamasının o anda kesilmesinden ne kadar acı çektiğini anladım.
Ardı ardına gelen şok dalgalarını atlattıktan sonra, Grand Turk Adası'nın eski bir İngiliz sömürgesi olduğu aklıma geldi. Derhal ve kendimin de hala inanamadığım bir profesyonel telsizci tecrübesi ile (ki bende böyle bir tecrübe yoktu) Turk Island Radio yu HF radyo ile bulup, durumu anlattım. Bölgenin haritası olmadığından hem limana gelemeyeceğimi hem de acil müşahede altına alınması gereken bir bebek olduğunu bildirdim. Adalarında tam teşekküllü bir İngiliz hastanesi olduğunu ve mercan kayalıklarının dışına derhal bir pilot teknesinde doktor ile hemşire göndereceklerini bildirdiler. Karayip Denizi'nin en uzak ve haritasız bölümünde böylesine bir imkan bulmak ve ona ulaşabilmek artık nasıl yorumlanır bilemiyorum. Derhal balonu indirip tam yol randevu noktasına gazladık. Önümüzde yaklaşık 40 deniz mili yol vardı. Yolun 1/3 ünü pilot teknesi bize doğru katetmişti. Randevu noktasına geldiğimizde motor orada bekliyordu. Chris ve Deniz' i motora aktardık. Aktarma esnasında denizdeki solugan yüzünden bayağı zorlandık ve Deriskanın tik küpeştesi parçalandı ama kimin umurunda! Yarı sevinç yarı endişe gözyaşları içinde gözden kayboldular…
Güneş batıdaydı, öğleden sonra olması benim doğuya doğru Grand Turk Adası'nın limanına girmemi kolaylaştırdı. Haritalarda olmayan, sivri mercan kayalıklarını, güneş arkadan gelirken polarize camlı gözlükler ile seçmek daha kolay oluyor. Bir başka deyişle, güneş gözünüze girerken hiç şansınız yok. Bizim şanslı mı şanssız mı günümüzde olduğumuz henüz kesinleşmeden, liman diyemeyeceğim yere demirledik. Hemen hastaneye koştum, şimdilik her şeyin yolunda olduğunu, 24 saat geçmeden bir şey söylenemeyeceğini duymak bile beni rahatlattı. Deniz' i ve Chris' i getiren pilot teknesi, içinde pilot olmasına rağmen, mercan kayalıklarına çarparak 2 pervaneden birini parçalamış ve tekneye hasar vermiş. Bu olay da, bu suların ne kadar ciddiyet istediğinin en iyi örneği olarak belleğime kazındı. 24 saat geçti, Denizciğim eskisi gibi cazgır! Demek ki her şey yolunda... Allahım'a şükürler olsun. Hastaneden taburcu olurken borcumuzu sorduğumuzda bir yeni şok daha geçirdim. Tekneleri hasar gördü, doktor gönderdiler, 24 saat müşahede altında Deniz ve Chris hastanede kaldılar. Bütün bunlara karşılık ana vatanımızda sizce fatura ne kadar olurdu? İster inanın istemeyen de inanmasın... Evet “borcunuz yok” cevabı beni şok etti. Hastaneye uygun bir bağış yaptık ve Grand Turk Adası'ndaki herkese dua ederek Deriska' ya döndük. Gönül huzuruyla tekrar kuzey batıya yelken bastık. Tabii bu sefer öğleden önce güneş arkamızdayken.
Bu olay bize çok güzel bir ders verdi. Evet teknede küçük çocuk olması kesinlikle yanlış değildi ama kusursuz olarak her türlü emniyet tedbirini almak koşuluyla... Biz de aldığımızı zannediyorduk. Vardavelaların arası ağ ile örülmüştü. Çocukların yataklarında gene yalpalıklar vardı. Havuzlukta monte ettiğim arabalar için yapılmış bebek koltuğuna Deniz sert havalarda kıyameti koparsa da istisnasız bağlanırdı. Ayrıca yelken yaparken güverteye çıkmak da yasaktı ama gel gelelim o kadar hafif bir havada annesinin gözetiminde etrafı ağ ile örülmüş güvertede oturmalarında da pek mahsur yoktu aslında.
Tabii bizim afacanın yarı açılmış ve zor sığabileceği bir kapaktan içeri sarkıp düşeceği ve o sırada annesinin de elindeki kitaba dalacağı biraz ihmal, biraz kötü şans, birazda kader diye yorumlanabilir. Buna benzer aksilikler nerede olursanız olun başınıza gelebilir ve çok daha kötü sonuçlar doğurabilir. Mesela İstanbul'da kaldırımda yürürken araba çarpabiliyor, bir maganda kurşununa hedef olabiliyorsunuz veya bir trafik canavarının sarhoşun, serserinin gazabına uğrayabiliyorsunuz. Bütün bunları düşünürseniz gene en emniyetlisinin denizde dolaşmak olduğuna karar verirsiniz! Yeter ki olaylardan ders alıp benzer hataları yapmayın. Biz de bu olaydan sonra güvertedeki tüm kaportalara ağ ördük ve Deniz'e de bir tasma ve kayış taktık! |