|
2007'nin ağustos ayından önce Gökova benim için bir bilinmezdi. Daha önce ne gitmiştim ne de resimlerini görmüştüm. Sadece annemin anlattığı çocukluk anılarından duymuştum. Bir gün telefonun ucundaki ses: “Yarın atla gel!” diyene kadar da bilinmezliğini sürdürdü Gökova.
Otobüse atladığım gibi gittim, ne ineceğim yeri biliyordum ne de beni kimin alacağını. Yol boyu kendi kendime sorduğum soruların ardından sonunda kendimi Gökova Yelken Kulübü'nün kapısında buldum. Etrafım yemyeşil ağaçlar, meraklı bakışlar ve dostça gülümsemelerle çevriliydi. İkinci dönemin son birkaç gününde gelmiştim, 3. dönemde antrenör olarak aralarına katılacaktım, küçük bir alışma dönemiydi bu birkaç gün benim için. Bu süre zarfında sabah erken kalktığımızı, yemek duasını, önümüzdeki yemek bitmeden masadan kalkmadığımızı ve masadakilerin de yemeklerini bitirmesini beklediğimizi öğrendim. Bunları önceden öğrenmek büyük bir avantaj oldu çünkü sizin yapmadığınız bir şeyi çocukların yapmasını beklemek biraz zor oluyor. Yapmak istemediklerinde kendinizi örnek gösterince mecburen size uyuyorlar.
3.dönemle birlikte yeni öğrenciler kulübe geldi. Hep beraber bungalovlara yerleştik, kamp alanında Deniz hepimize minik bir hoş geldin konuşması yaptı ve sorumlu kişileri tanıştırdı. Bu kişilerin arasında benim de olmam hem biraz korkutucu hem de gurur verici bir şeydi benim için. İlk akşam yemeğimizde çocuklar kurallardan kaytarma çalışmalarına başladılar. Alışırlar diye düşünmüştüm ama “Müge abla bunu yemesem olur mu?” sorusu kursun son gününe karar devam etti.
Her sabah o yeşilliğin içinde uyanmak, gününe göre ormanda dolaşmak ya da tenis kortunda yakar top oynamak, ardından güzel bir kahvaltı, bir iki saat ders, yüzme molası, öğleden sonra denize çıkmak, güneş batarken iskeleden o sakin sulara atlamak, akşam oyunları ve yoğun geçen bir günün daha ardından sadece cırcır böceklerinin bozduğu sessizlikte uyumak… Bütün bunlara alışmak bana çok kolay geldi hatta kurslar bittikten sonra bu tempoyu kışın çok özledim.
Denizde geçen her gün başka bir macera oluyor tabii ki. Bütün optimistlere sesini duyurmak, arkada kalanları grubun içine dâhil etmek, grubun ön taraflarında yer alan çocuklara daha fazlasını öğretebilmek ve sıkılmalarını engellemek, devrilen olursa ya da bir sorunu olan olursa hemen yanına gidip yardım etmek gibi sorumluluklarımız var.
Çoğu zaman denizde geçirdiğimiz saatler yorucu ve biraz stresli oluyor özellikle de rüzgâr sert esiyorsa. Ama dönem ortalarından itibaren öğrencilerin kendi başlarına, mutlu bir şekilde yelken yaptıklarını görmek çok gurur verici ve bütün yorucu dakikalara değiyor. Teorik derslerin ve yelken kullanmanın yanı sıra öğrencilere kendilerine güvenmeleri öğretmek de antrenör olmanın gerekliliklerinden biri diye düşünüyorum. Böylelikle hava biraz sert olduğunda panik yerini eğlenceye bırakıyor ve bottan mutluluk çığlıklarını duyabiliyorsunuz. Karada yanıma gelip artık denizi ve yelkeni çok sevdiklerini, korkmadıklarını söyledikleri zaman görevimi başarıyla yaptığımı düşünüyorum.
Karada geçen saatlerin de ayrı bir eğlencesi var tabii. Şıklık gecesi, rüküşlük gecesi, yakar top, kıyafet partileri, karaoke gecesi, bilardo, basketbol, yetenek yarışması derken bütün enerjinizi çocuklarla beraber harcıyorsunuz. Hatta birkaç gece yatmalarını dört gözle beklediğim oldu ki onlardan sonra ben de hemen uyuyabileyim.
2008 yazında 3 dönemde kurslara katıldım. Her dönem ayrı ayrı çok başarılı ve eğlenceliydi; bütün antrenmanları, oyunları, eğlenceleri, yarışları, gururları, mutlulukları.. Gökova Yelken Kulübü yelken yapmayı öğrenmek için gerçekten çok iyi bir yer. Bu kadar yeşil, bu kadar temiz, bu kadar eğlenceli ama aynı zamanda disiplinli bu kulüpte öğrenci olamasam da antrenörlük yapabildiğim için kendimi çok şanslı görüyorum. Bana bu şansı veren herkese çok teşekkür ederim. |