|
Deriska'nın beş sene süren dünya turu, seyir defterinde günü gününe tutulmuştur. GYK magazinin ikinci sayısını okuyanlar Deriska'nın mercan kayalıklarına oturma hikayesini hatırlayacaklardır.
Seyahatimiz süresince bizi en fazla zorlayan bölüm, Avustralya nın Great Barrier Reef ve Darwine'kadar olan bölgesi olmuştur.
Darwin, Avustralya'nın en kuzeyinde yolumuzu değiştirmeden Deriska'yı karaya alabilecegimiz tek yer ve zaten oraya gitmeyi ve Avustralya'nın içerilerini gezmeyi planlamıştık.
Şimdi zorunlu olarak gideceğiz. Bugün benim doğum günüm. Hediyem de Deriska'nın salimen vartayı atlatmış olması. Zaten benim 45 inci yaşımdan ziyade bunu kutladık!
14.7.1992
Saat 07.00'de Shellborne Koyu'ndan diğer iki arkadaş tekneler, Compadre ve Riyal ile birlikte demir aldık. 20 mil kuzeyde Escape Nehri, bol timsahlı ve her havaya kapalı olan, Great Barrier Reef'in son korunaklı demir yeri. Nehir girişindeki bankın derinliği haritada tam olarak belli değil. Ayrıca kum banklarının yer değiştirip, sığlaşıp derinleştiğini de biliyoruz. Niyetimiz 1,5 m. su kesimi olan Riyal'i önden göndermekti. Öyle de anlaştık, ama rüzgârın iyice artarak 25 mili bulması üzerine, biz istemeyerek arayı açtık ve suların yüksek saatine güvenerek önden girdik.
ZORUNLU BEKLEYİŞ...
Escape Nehri, Queensland'in doğu kısmının en kuzeyinde bulunan, yegâne Cyclon Hole (kasırgada barınılabilecek yer) denebilecek nitelikte bir demir yeri. Bu sabahtan beri strong wind warning (fırtına ihbarı) dolayısıyla içerisi balıkçı tekneleriyle dolmuş. Bu arada Just Jo isimli küçük bir yat, rüzgârın artması sebebiyle yer değiştirmek üzere demir almış. Yanına sokulup, haritası olmayan, Lucas'ın pilot kitabındaki krokisine de artık güvenmediğimiz için Escape River'a daha korunaklı bir demir yerini sorduk. Onları takip etmemizi söylediler. Peşlerinden gidip, koca bir yarım daire çizerek, nehrin tam ortasında High Tide'da (suların yüksek zamanı) kaybolan kayalıkların etrafından dolaşıp, demir yerine girdik. Lucas'ın kitabında kayalıkların bulunduğu yerde 7,3 m. su görünüyor! Tam üzerine gidip çıkacaktık, inanılır gibi değil. Bu Lucas denen adamı önce asıp, sonra mahkeme etmek lazım.
Bizim mercan kayalıklarına çıktığımız Shellbourne Koyu'nda, akşam bize yemeğe gelen balıkçı Wynne, bu kayalığı tarif etmek istemişti. Ancak biraz çakır keyif olduğundan tam yerini anlatamadı. Belki de biz anlayamadık. Bu nedenle şüphelenip sordum, iyi ki de sormuşum. Bu arada diğerleri de girip, bizim peşimizden demirlediler. Bu sırada hava da yağmurla beraber bindirdi.
2 gün kaldığımız çamurlu suda botla kaşık çekip, Queen fish isimli daha önce yakalamadığımız bir balık tuttuk. Izgarası gerçekten çok leziz oldu. Bu arada gözlerimiz devamlı timsah aramaktan geri kalmadı, ancak bir tane görebildik. Aslında burada çok bol timsah varmış, fakat Mangrove'lar (tuzlu suda yetişen bir cins bitki) arasında, çamurun içinde hiç kıpırdamadan durup, av bekleyen bu canavarları ayırt etmek çok güç. Tuzlu su timsahı olan bu cins, çok tehlikeli ve saldırgan oluyor.
16.7.1992
Hava hâlâ hızını alamadı, ancak devamlı esmeyip, yağmurla beraber sağanaklar halinde gelip geçiyor. Burada sıkıldık, kaçmaya karar verip saat 09.15'de demir aldık. Girdiğimiz rotada rüzgâra karşı tam yol, bankı geçene kadar epey dövündük. Ama "Bildiğiniz yol en emin yoldur" misali, Riyal'in çıktığı yerden gitmedik. Aslında onlar yine önden gidip, bize derinliği bildireceklerdi. Rüzgâra karşı gidemeyince rotayı değiştirip, kendileri için problem olmayacak başka bir "Pass" (geçit)'tan çıktılar.
Thursday Adası, akıntılarıyla meşhur Torres Boğazı'nın en kritik noktasında yeralan bir ada ve aynı zamanda Avustralya'nın da boğazdaki karakolu. Akıntıları da hesap edip, yol verdik. Rüzgâr 20-25 mil, bize iskele kıç omuzluktan, bir camadanlı ana yelken ve ufacık kalmış bir genoa ile 8 mil yaptırıyor. Akıntıyla beraber 10 mil yapıyoruz. Saat 13.00'de Avustralya'nın en kuzey noktası Cape York'u iskelemizde bordaladık. Escape Nehri'nden rüzgâra karşı çıkışımızda kaybettiğimiz 1 saat dahil, 40 mil yolu 5 saatte aldık. Saat 15.30'da Thursday Adası'nın karşısındaki Wednesday Adası'nın rüzgâr altına demirledik. Hemen botu indirip, karşıya Thursday Adası'na geçtik. Hiç bu kadar süratli iş bitirmemiştik. 2 saat içinde gümrük işlemleri, hastanede ikinci Hepatit aşılarımız, Darwin'e kadarki kumanya alışverişimiz ve listedeki birkaç değişik ihtiyacın hepsi tamamlandı. Ayrıca postaneden günü geçmek üzere olan Endonezya vizemizin tarihlerini değiştirmek üzere faks çekip, mektuplarımızı postaladık.
17.7.1992
Sabah tekrar bota atlayıp, Thursday Adası'na geçtik. Etrafı dolaşıp, fotoğraf çektik. Bu adalarda oturanlar Papua Yeni Gine'den Malenezya ırkından gelme yerliler. Kendi lisanlarını konuşup, çat-pat İngilizce anlıyorlar. Papua Yeni Gine'nin doğusu, önceleri Avustralya'nın idaresindeyken, şimdi Bağımsız Papua Yeni Gine devleti idaresinde. Fakat stratejik önemi dolayısıyla, Torres Adaları denilen bu grup adaları Avustralya vermemiş.
Thursday Adası'nın aslında gezilecek, görülecek hiçbir tarafı olmamasına rağmen, benim için özel bir önemi var. Avustralya'yı Asya'dan ayıran ve bir zamanlar Aborigine'lerin 40.000 yıl yürüyerek Avustralya'ya geçtikleri, şimdi ise akıntıları ve ticaret rüzgârlarının dünyada en şiddetli estiği, meşhur Torres Boğazı'nın kapısına ayak basmak bence zahmete değer.
14.30 sularında Deriska'ya döndük, acele toparlanıp 15.00'te demir aldık. Biraz geç kalmamızın tek mahsuru, akıntının en şiddetli saatinde ayrılmamız tabiî. Bizimle beraber Neap Tide'ın (med-cezirin yarım ay sırasında az olduğu zaman) çok şiddetli olmayacağını düşünmüştük. Horn, Thursday, Friday ve Goods Adaları'nın aralarından adetâ sürüklenircesine geçtik. Arkamızdaki işaretleri bir hat üzerinde tutmakta bayağı zorlandım. Üstelik yelken de henüz basılı olmadığı halde! Bir de yelkenleri açmış olsaydım belirli burunlarda 30 mil esen rüzgârla tam çarşaflayacaktık. Buradan çıkışta en uygun zaman, akıntıların değişimi esnasındaki (Slack) durgun saattir. Ancak yarını beklemek istemediğimiz için en uygun zaman olmasa da çıktık.
DARWIN'E DOĞRU...
Booby Adası'nı bordalayıp, Darwin'e doğru rotamızı 265° 'ye çevirince, Torres Boğazı'nın belâlı kesimi de geride kalmış oldu. Yelkenlerin hepsini basıp, 20-25 mil güneydoğu rüzgârı önünde uçmaya başladık. 20 m. derinliğindeki suda Carpenteria Körfezi'nden sen rüzgâr dimdik deniz kaldırdı. Gece sağanak yağmur aralıklı gelip geçti. Rüzgâr zaman zaman 30 mil süratine erişti. Bu tabii bizim hissettiğimiz sürat. Asıl sürati 35 mil (7 kuvvet)'i geçti. Ancak doğru yönden gelen rüzgârla hiç zorlanmadan, anayelken tam basılı, cenoa'yı küçülterek bütün gece iyi yol aldık.
18.7.1992
Denizler, suyun derinliğinin 50 m.yi bulması ve rüzgârın 15-20 mile (5 kuvvet) düşmesiyle nispeten düzeldi. Aynı tempoyla 3 günde 540 mil yol aldık.
Darwin'e girmek için 2 yol var:
Birincisi: Van Diemen Körfezi ve Clearent Boğazı denilen, sürati 6-8 mili bulan akıntısı ve 8 m. range'i olan (suların alçak durumundan yüksek durumuna erişinceye kadarki fark) med-cezire bağlı akıntılar tam kullanılabildiği takdirde geçilebilen yol.
İkincisi: Daha uzun, ama akıntılarının daha az olmasından dolayı çoğu zaman, tercih edilen, fakat bu mevsimde kuvvetli ticaret rüzgârlarına 85 mil kafadan gitmek gerektiğinden, hemen hemen imkânsız bir yol.
OTO PİLOTTA ARIZA!..
Van Diemen Körfezi girişinde Don Burnu'nu sabaha karşı 05.00'te bordalamamız gerekiyor. Bu tempoda "tam zamanında olabileceğiz" diye düşünürken, rüzgâr aniden sağanaklar yapıp, dalgaların büyümesine neden oldu. Bayağı iri dalgalar Deriska'yı yan çevirmeye başladı. Cenoa'yı küçültmeye başlıyordum ki, "biraz daha idare eder" deyip, sabahtan beri fırsat bulamadığım işimi yapmaya girdim. Tam rahatladım, bir kıyamet, zor toparlanıp fırladım. Yelkenler çarşaf, bizimkiler panik, oto-pilotun zinciri kopmuş. Yandık! Cenoa'yı kapatıp, dümeni Chris'e bırakarak, çare aramaya başladım. Zinciri söküp, dışarıda ekledim. Tekne giderken takmam imkânsız. Heave to (Faca yelken) pozisyonuna geçip durduk. Takmak için epey birşeyler sökmek gerekti. Neticede 45 dakikada zincir takıldı. Yelkenleri düzeltip tekrar rotamıza girdiğimizde, 1 saat kaybetmiştik ve denize düşüp de kurtardığımız bir dümencimize tekrar kavuşmuş kadar sevindik.
Nereden çıktığını anlayamadığımız ani rüzgâr ve getirdiği iri dalgalar, hava kararınca azalarak iyice kaldı. Gece yarısından sonra motorla takviye etmek zorunda kaldık. Sabahki randevumuza 1 saat rötarla vardık. Saat 06.00'da Don Burnu'nu bordalayıp, akıntıyla beraber Van Diemen Körfezi'ne girdik. Bu civarın özelliği, kıyıların zorlukla seçiliyor olması. Gerçi kıyılardan uzak durmamız gerekiyor, ama yine de görüş olmaması insanı tedirgin ediyor. Brisbane'den beri kullandığım G.P.S. o kadar faydalı ki, şimdiye kadar nasıl onsuz yapmışım diye düşünüyorum. Sat Nav'in tepeden uydu geçtiği zaman verdiği "fiks"in aralıkları, yarım günü buluyor. Ancak okyanus geçişinde kullanabiliyoruz.
Peşimizden 1 gün sonra yola çıkan Riyal ve 2 tekne daha, merakla bu geçişi bizden haber almak için bekliyorlar. Saat 08.00'de SSB ile körfeze girdiğimizi, şimdilik herşeyin yolunda olduğunu bildirdik. Saat 09.00 sularında rüzgâr güneydoğudan artarak, bir anda 25 mili buldu. Bize iskele omuzluktan 60°den geliyor, akıntı bizimle beraber. Tahmini 3 mil rüzgâra karşı, 30 m. derinlikteki suda inanılmaz dik ve pis dalgalar çıkarmaya başladı. Sapsarı çamurlu sular kırılarak, Deriska'nın güvertesinde patlıyor. İğrenç bir deniz, dedikleri kadar varmış. Bir de akıntının (spring) kuvvetli olduğu zaman olsa, denizin halini tahmin edebiliyorum. Suda yüzen koca koca parça yosunları güverteden topluyoruz. Chris hemen bir isim taktı: Sea weed soup (deniz yosunu çorbası). Bu olaya kimse inanmayacak ama doğru. Yine sabahtan beri gitmeye fırsat bulamadığım yere girmeden Chris'e dümenin başında oturmasını tembih edip, rahatlamak üzere girdim. İki dakika geçmeden Derin telaş içinde oto-pilot'un koptuğunu Chris'in dümene geçtiğini ve gelmemi istediğini söyledi. Çocuğu bir güzel azarlayıp kovdum. "Bir daha da böyle eşek şakası yapma" dedim. İşime devam edip rahatlayınca çıktığımda ne göreyim? Chris dümenle güreşmiyor mu? Bu havada kendiliğinden dümene geçmeyeceğini bildiğimden hemen kavradım durumu. Zincir yine kopmuş. İnanamadım. İki gün üst üste ben tuvalette iken zincir ayrı ayrı yerlerinden kopuyor. Son defa Bahama Adaları'nda kopmuştu. 1990 Şubat ayında Gulf Stream'i geçerken, şimdi de Von Diemen Körfezi'nde!
Birinci işaret şamandırasına gelmiş olmamız gerekirken hâlâ göremiyoruz. Gerçi deniz allak bullak. Görüş 1 milin altında ama yine de heyecan içinde Darwin Radyo'yu arayıp şamandıranın kopmuş olabileceğini sordum. Cevap gelmeden biz şamandırayı gördük. Rotamızı 30 derece daha sancağa alınca rüzgâr bordadan gelmeye başladı, rahatladık. İkinci etapta akıntının bize karşı geleceği kısa bir bölüm var. 1 mil civarında üstelik rüzgâra karşı akmadığından dalgalar da çok alçak.
Hiç zorlanmadan tekrar akıntının bizimle beraber olacağı en dar yere zamanında geldik. Clearent Boğazı denen Vernen Adaları arasından geçen üçüncü etabı da geçtiğimizde artık önümüzde Darwin'e kadar 25 millik son etap kaldı.
DARWIN...
Öğleden sonra 14.00 civarında rüzgâr azalmaya ve nihayet tamamen yok olmaya başladı. Motorla son etabı geçip, Darwin'e saat 18.00'de vardığımızda, 12 saatte yüz yirmi iki (122) mil yol almıştık. Gün batarken çirkin Darwin Limanı'nda bir fabrikanın önüne funda demir ettik. Bizden başka bir kaç tekne daha demirli. Hepsi de yerli tekneler. Diğer yatlar ise Funny Koyu denen Darwin Yelken Kulübü'nün önünde demirlemişler. Cumartesi günü başlayacak Darwin-Ambon yarışına katılacak tekneler de burada demirli. Bizim ise ilk işimiz Deriska'yı karaya çekip yaralarını tamir etmek olduğundan çekek yerlerine yakın olan Franklin Koyu'nu tercih ettik.
Thursday Adası-Darwin arası 740 deniz milini tam 100 saatte almışız. Bu etap benim tüm seyahatim boyunca en fazla heyecan yaşadığım etaplardan birisi olmuştur. Gece deliksiz bir uykudan önce sallanmayan masada güzel bir yemek ve şarap tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Ayrıca bugün 21 temmuz ve Deniz'in doğum günü ama bu yorgunlukla kutlamayı yarına bıraktık tabii Deniz de doğum gününü yarın biledursun… |