Ana Sayfa arrow Denizler bana neler anlattı?
Denizler bana neler anlattı?
Yazar Ekrem İnözü   

Teknesi Anouk ile 2004-2007 yılları arasında dünya seyahati yapan Ekrem İnözü, dergimiz için bir yazı hazırladı. Dünya seyahati öncesi ve sonrasında tekneyle pekçok uzun yola çıkmış olan tecrübeli denizcimiz, bizimle anılarıyla süslenmiş bilgilerini paylaşıyor.
Heybeliadalı olduğumdan, daha küçükken hep denizi dinlemeye başladım. Deniz keyifli mi? Bir derdi mi var? Kızgın mı? Bu gün bana hangi şarkıyı söylüyor? Poyraz bu gün saat kaçta çıkacak? Dinlerdim. Çünkü deniz herkese başka başka şeyler söyler. Denizler, bana çok şeyler öğretti, yaşamımı değiştirdi. Şimdilerde denizsiz yaşam benim için olanaksız hale geldi.
    Denizlerin benimle konuşmasının nedeni herhalde denizlere karşı duyduğum, sevginin yanında , korkuyla karışık saygıdır. Siz size saygı göstermeyen biriyle iletişim kurabilir misiniz?
    Bakınız yıllardır iç içe yaşadığım , beni kıtadan kıtaya taşıyıp, güzelliklere götüren denizler bana neler anlattı…

MARMARA    
    Marmara Denizi ,Heybeliada'daki evimizde, lodosun şiddeti, bana boş geçecek dersleri hatırlatırdı. Sabah İstanbul'dan veya diğer adalardan gelecek öğretmenlerimiz gelemez, yazılı veya ders kaynardı. İyi hazırlanamadığım bir sınavın sabahında denizin vapuru geciktirmesini istediğim çok olmuştur. Deniz bazen özürümü kabul etmiş vapuru, dolayısıyla öğretmenleri birkaç saat geciktirmiş , bazen de “Haylaz çocuk! Çalışsaydın”, diye süt liman bir havada öğretmenleri saatinde iskeleye bırakıvermiştir.
 
EGE ve AKDENİZ
    Ege Denizi ve Akdeniz hiç sağı solu belli olmayan denizlerdir. Sakinken birden bir şeye kızar, coşar, köpürürler, dalgaları ile kıyıları döverler. Ege daha hırçındır. Denize dik gelen dağların yamaçlarından gelen rüzgar, kuzeyden hep duymaya alıştığımız “Balkanlar'dan gelen soğuk hava” şeklinde, genelde kuzeydoğu, kuzeybatı arasında esip durur. Yelkenciler Marmara'dan Akdeniz'e inerler. Akdeniz'den Marmara'ya yokuş yukarı çıkarlar. Yazın bazen, meltem, tatilde olup denize pek saygılı olmayan turistleri fena halde silkeler. Hele plastik şişeleri denize atanları hiç affetmez. Ege, yazın bile kısa bir süre saatte 40-50 mil hızında esebilecek melteme hazırlıklı olmak gerektiğini hatırlatır. 
    Ege ve Akdeniz bir çok medeniyeti buluştur. Kıyılarında, değişik kültürde ama birbirine benzeyen insanlar yaşar. İspanya'nın Menorka adasında yaşayan insanların, Rodos Adası'nda veya Bodrum'da yaşayan insanlardan pek farkı yoktur. Ama karanın etkisiyle farklı kültür ve medeniyetlere ait oldukları da bir gerçektir.
    Bugün Akdeniz'de tekneyle gezmek epeyce zorlaştı. Marinalar ağzına kadar dolu. Demir yerlerinde tekneler üst üste…Karadaki insanlar, adeta deniz sevenler karaya çıksalar da onları bir kazıklasak diye bekliyorlar. Ama Akdeniz yine de güzel …Ancak bu güzel denizde, okyanusların verdiği özgürlük duygusunu tadamıyorsunuz.Tekneler defalarca kontrol ediliyor. Barselona ile Nis arasında ( 240 mil) Fransız Sahil Güvenliği tarafından 5 kere kontrol edildiğimi hatırlıyorum. Fransız Sahil Koruma'nın telsizde aynı sorularına cevap vermekten insan bazen usanıyor. Bu kontrollerde Fransız askerler postalları ile tekneye çıkıp meraklı gözlerle kaçak yolcu ve kaçak eşya araştırıyorlar.
    Bu arada Barselona Nis arasında bulunan Tulon Körfezi'nin en sert havaları yapan bir yer olduğu ve dikkatli olmam gerektiği kulağıma fısıldanmıştı. Bir kere yanımdaki marina kaptanı(!) bir arkadaşı dinleyip yola çıktım. Arkadaşım, Barcelona'dan Türkiye'ye dönüp,marina kaptanlığına devam edip,marina dışına çıkmama kararını almıştı! Denizle iletişim kurmak herkese nasip olmuyor.
 
    KARADENİZ
    Karadeniz teknemle hala çıkıp gezemediğim bir deniz. Ama kış aylarında denizcilere horon teptiren hırçın bir deniz olduğunu biliyorum. Karadeniz de çok değişik kültürdeki cesur insanları birbirine yaklaştırmaya çalışıyor . Karadeniz'i kızdırdığımızı sanıyorum. Sadece endüstrileşmeye önem verip sularını arıtmadan Karadeniz'e boşaltan başta Tuna olmak üzere tüm büyük nehirler Karadeniz'i yaraladı. 
    Karadeniz insanlara kızgın. 
    Ya balık beyinli balıkçılara ne demeli? Ufacık kalkan yavrularını avlayıp, balığın neslini kurutup, kendi çoluk çocuğunu işsiz güçsüz bırakacak kadar bilinçsizler. Balıkçıların baskısı ile yönetmelik çıkartıp kalkan yavrularını avlamak için ortam hazırlayan cahil yetkililer,kalkanın ancak beş yaşından sonra üremeye basladığını biliyorlar mı acaba?

    Eyyy restoranda gelip de " Abi iki kişilik bir kalkan yapayım mı? " diyen garson…
    Eyyy yavru kalkanı olmayacak bir bedel ödeyip,yiyerek talep yaratan sonradan görme adam…
    Siz, bir Karadeniz'in eline düşseniz bakın bakalım ne yapar sizi? 
 
ATLANTİK OKYANUSU
    Ben Cebelitarık'tan çıkıp da Kanarya Adaları'na, Gulfstream ve Alizelerin etkisiyle giderken, okyanusun kokusunu alınca keyiflenirim. İspanya sahillerine kadar giden Osmanlılar, Cebelitarık'ı geçmemişler. Okyanuslarda Portekizliler, İngilizler,Fransızlar, İspanyollar at koşturmuş.
    On bin liraların arkasında Atlantik'i gösteren Piri Reis haritasının hikayesini başka bir yazımda anlatırım. Ama şu gizemi bir düşünün…16. yüzyılda çizilen bir haritada görünen Falkland Adaları nasıl oluyor da 18. yüzyılda keşfediliyor?
    Atlantik'i beş kere geçmek kısmet oldu. Her seferinde de bana cömert davrandı. Yelkenlerimi kolayına rüzgarlarla doldurup, beni istediğim yerlere taşıdı.Oltamı attığımda, hemen bana en ala balığını verdi. Yolda sadece beş günde bir balık tutarım. Evimizde her gün balık yemiyoruz ya! Tuttuğum balığı da sonuna kadar ziyan etmeden yerim. Sanki ziyan edersem deniz bana kırılacakmış gibi gelir.
    Ben genelde hep mavi Atlantik'te dolaşıp keyfini çıkarttım, Ekvatorun 35 derece kuzeyi ve güneyi arasındaki bölge bana pek keyifli günler yaşattı. Şimdi de bana,Güney Amerika' nın en güneyinden, Horn Burnu'ndan göz kırpıyor. “Nasıl olsa geleceksin 60 derece güneylere! Hadi bir an önce elin ayağın tutarken gel” diyor.
Geçen ay Cape Town'dan ( Güney Afrika'nın,en güneyi Ümit Burnu ) Brezilya'ya bir geçiş yaptım.35 derece güney ile 30 derece güney arasındaki 300 mil farkın ne demek olduğunu bana hatırlattı.35 derece güneyde olan Kap Aguillas, birden bire 40-50 knotlara çıkıp günlerce esen soğuk rüzgarları ile Karayipler yolunda geçtiğim Atlantik'in sadece çok uzaktan akraba olduğunu bana hatırlattı. Ne rengi, ne güney kutbundan gelen buz gibi suyu, ne de karmakarışık dev dalgaları benim mavi Atlantiği'me benziyordu. 
    Niye kızdı bilmiyorum ama bir gece beni bağlı uyuduğum yatağımdan bir metre yukarı fırlatıp yere vurdu! Herhalde bana : " Bak burası 35 derece güney, sen 60 derece güneylere gidip güney kutbuna yaklaşmak istiyorsun. Kendini ve tekneni iyi hazırla. İşin bundan daha zor olacak " demek istedi.
    Güney Atlantik' de çakan yıldızlar gördüm. “Bu yıldızlar niçin çakıyor? “ diye denize sorunca bana şu hikayeyi anlatti:
“Çakan yıldızları, çok yüksekte olan rüzgar sönsünler diye üfler üfler, fırtına çıkar. Ben de kocaman dalgalarımla onlara yardım etmek isterim.” dedi. Çakan yıldızlara dikkat ediniz.
    Sonra güneşin etrafındaki Halo ve Sirrus bulutlarının da kendisini coşturduğunu, dalgalarını kabarttığını söyledi. 
    Kuzey Atlantik'de gemilere rastlıyorsunuz. Hani başınıza bir iş gelirse yardım alırım duygusu var. Ama Güney Atlantik'de iş başka türlü. Cape Town ile Bahia de Salvador arasında 3 haftada 4 gemiye rastladık. Halbuki çok sevdiğim Kanarya Adaları'ndan Karayipler'e geçerken her gün yelkenliler ve gemiler ile karşılaşıyorsunuz. 
    Yelkenliler genelde Kasım ayının son pazar günü yola çıkıyorlar. Katıldığım ARC yarışında 300'e yakın yelkenli aynı anda yola çıkıyor ve keyifli keyifli yarışıyorlar. Her gün yelkenlileri görüp konuşabiliyorsunuz. Sonra 2850 mil sonra bir bakıyorsunuz yolculuk bitmiş, Karayipler'desiniz. Sıcacık bir deniz, hep aynı yönden aynı kuvvetle esen rüzgar. İsterseniz adaların arkasına girip saklanıp , sakin koylarda beklersiniz ,isterseniz çıkar yelken yaparsınız. Adalar arası mesafe zaten 20 mili geçmez. Portekiz'den Karayipler'e, Panama Kanalı'na kadar Atlantik masmavi pırıl pırıl bir deniz . Bu renk Güney Atlantik'de koyu yeşil ve siyaha dönüyor. 
    Sonra tam orta yerde bir adacık olan St. Helena var. Üçbin insan burayı yurt edinmiş, sıkılmadan yaşıyor. En yakın hastane için tarih uyarsa yedii gün gemi ile gitmek gerekiyor çünkü havaalanı yok. Atlantik burada yaşayan insanları koruyor olmalı ki çok hasta olmuyorlar. Ünlü Napolyon, burada ölmüş. Belki de sıkıntıdan ölmüştür diye geçti içimden…
 
    Sevgili Ekrem İnözü, Pasifik ve Hint Okyanusu ile Kızıldeniz için bakalım neler anlatmış? İşte bu sorunun cevabını bir sonraki sayımızda bulabilirsiniz…

 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik