Ana Sayfa arrow Teşekkürler Hayat
Teşekkürler Hayat
Yazar Çetin Bilge Akıncı   

30 Ağustos'u kutlamak üzere teknemiz Argo ile Bodrum marina'dan çıkıp pruvamızı Gökova'nın kalbine doğru yani Karacasöğüt'e çeviriyoruz... Yaklaşık 40 millik yolu meltemin önünde sallana sallana değişik duygular ve heyecanla tamamlamaya çalışıyoruz...
Heyecanın sebebi, usta denizci Haluk Karamanoğlu ile tanışacak olmam... Yıllar önce “Yelken Dünyası” dergisini keşif ettiğimde (sanırım 1997 senesi idi) o güne kadar çıkardıkları bütün sayıları alıp, sabahlara kadar sayfaların arasında kaybolup giderdim. İşte buradaki bir yazı dizisinde, “Deriska'nın dünya seyahati”nde tanıdım denizlerdeki idolümü.
Deriska'nın dünya seyahatini defalarca okudum. O tekne, artık benim hayal kahramanımdı. Tanımadığım, görmediğim yerleri bana anlatıp duruyordu. Ama asıl beni etkileyen ise Deriska'yı her türlü zorluklarda hedefine ulaştıran Haluk Karamanoğlu oldu. Sonra Sadun Boro'nun “Pupa Yelken” kitabı alındı. Bir usta denizcinin herkese ışık tutan, yol gösteren kitabı... Derken Tanıl Tuncel, Osman Atasoy, Hakan Öge, Alim Sür, Levent Kirişcioğlu, Özkan Gülkaynak... Hemen aklımıza gelenler... Ve tabii ki yanlarında onlara inanılmaz güç veren, destek olan en büyük yardımcıları dünya tatlısı eşleri...(Gülkaynak hariç... Yanlış anlaşılmasın Gülkaynak tek başına)
Evet, Karacasöğüt Adası'nı iskelede bordalayıp içeriye girince Gökova Yelken Kulübü gözüktü. Kalbin temposu artmaya başladı. Beethoven'in senfonilerinin finali gibi... Ve ANAMUR teknesinin deneyimli denizcisi, Gökova Yelken Kulübü'nün komodoru, kıştan beri bu gecenin planlayıcısı, Gastro Di Mare'nin kurucusu ve genel başkanı (bir başka yazıda bu kulüp'ten bahsedeceğim!) Atilla Özçelik bizi iskelede karşıladı. Tonozu alıp kıçtankara, sancağımızdaki Anamur'un yanına bağlandık. İskelemizde ise yıllardır hayallerimi süsleyen adeta beraber dünyayı dolaştığım DERİSKA... İnanılır gibi değil ama hemen yanımda son derece ağır başlı bir şekilde duruyor. Dalgı dalgın Deriska'yı izlerken “Hoş geldiniz” sesiyle geriye dönünce onu, dünya denizlerinde dolaştıran, evine sağ salim getiren Haluk Karamanoğlu... Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemeden zaman akıyor. Kafamda sormam gereken binlerce soru var. Şu nasıl oldu, bu nasıl oldu vs vs... Fakat Haluk Ağabey için zaman normal temposunda akıyor.
İlk panik geçince, çevreyi ve kulübü dolaşıyoruz. O da ne? Yarım kuyruk bir piyano karşımda... Artık rüyada olduğuma eminim. Tuşlara dokunuyorum. Evet, dokunduğum tuşlar seslere dönüşüp uzaklara gidiyorlar. Haluk Ağabey, sevgili eşi Chris, kızı Deniz ve oğlu Derin (dergideki halleriyle alakası yok kocaman olmuşlar!) piyanonun etrafındalar... Harika bir düş değil gerçek...
Biraz sonra, tekneye dönüp etrafı neta etmeğe başlıyorum ki Atilla Ağabey telefonla arıyor; “Çabuk restorana gel seni birisiyle tanıştıracağım”. Ve bir şok daha… Karşımda: Sadun Boro! Durumumu siz düşünün artık. Denize yeni heves etmiş bir piyanistin şaşkın vaziyeti...
Uzatmadan geceyi özetliyorum. Bu geceki 30 Ağustos kutlaması için ayarlanmış tekne Karacasöğüt'ten çıkıyor. Orkestramız mehtapta değerli konuklara sevdiği parçaları çalarken Sadun Ağabey de ikide bir rakımı çalmakta. Tekne Değirmenbükü'ne giriyor. Sadun Boro, Haluk Karamanoğlu, Atilla Özçelik üçgeninde anılarını dinliyorum ve geceyi Sadun Boro'nun istek parçası özetliyor. Kısmet'in şarkısıymış... Solistimiz Yasemin, inanılmaz güzellikte söylüyor. Parçanın adı mı? GRACİAS A LA VİDA. Yani TEŞEKKÜRLER HAYAT.
Teşekkürler verdiğin bütün bu güzellikler için...

 
< Önceki   Sonraki >
Gökova Yelken Kulübü © 2006 | Hosting MarkaHosting | Tasarım 3DGrafik